Salı, Temmuz 26, 2011
Çarşamba, Temmuz 20, 2011
80'lerde Çocuk Olmak -Kadir Aydemir
80'lerde Çocuk Olmak takriben doksan yazar tarafından, bu yazarların bakış açısından o yılları anlatan Kadir Aydemir'in hazırladığı bir kitap.Kitap Yitik Ülke Yayınları'ndan çıkmış. Ben 80'lerde doğduğum için anlatılan şeylerin bir kısmı çok yabancı, bazıları ise oldukça aşina olduğum şeylerdi. Örneğin, benim Voltran diye bir çizgi filmden haberim bile yoktu:) Bu kitap sayesinde öğrenip açıp bir bölüm izledim:) Çivit mavisi önlükler, Bizimkiler, Kara Şimşek, atariler, Comodore 64 oyunları da benim çocukluğumun da yetişebildiği ekollerden.
Bu kitabı okurken sürekli kendi çocukluğunu düşündüm ben de. Ve şunu farkettim ki çocukluğunu 80'lerde yaşayanlar bizden daha bilinçli ve farkında büyümüşler. Ailelerimizin 80'lerde yaşadığı sıkıntılar sebebiyle siyasetten, toplum bilincinden, sosyal hayattan çok uzak büyümüşüz biz. "Fikrini söyleme", "sana ne, sen karışma", "sana mı kaldı?" laflarını işite işite düşünmeyen, düşünse de söyleyemeyen, söylese de arkasında duramayan bencil bireyler olmuşuz. Kısacası, bizim nesil tam bir hap nesliymiş. Bilgiler, vitaminler, sevgiler/sevgililer hap şeklinde sunulmuş bize. Öğünlük haplar yutup devam etmişiz avare yaşamımıza. Minimalize edilmiş, kolaylaştırılmış, sadeleştirilmiş şeylerle büyümemize rağmen hep daha çoğunu isteyen yetinemeyen bir nesil olmuşuz. Halbuki 80'lerde çocuk olanlar aza kanaat edebilmiş.
Ömrümüz sınavlarla geçmiş bir kere. İlkokuldan başlayarak habire sınavlara sokulmuşuz. Hayatımızı hep seçenekler üzerinden idame ettirmişiz. Sürekli bir alternatif beklemişiz, bu olmazsa öbürü diyebileceğimiz...Oysa 80'lerin çocukları kararlı ve azimliymiş. Seçenekler sunulmasını beklemeden kendileri yaratmış seçeneklerini. Biz bir elinde test, bir elinde tost sürekli önümüzdeki seçenekleri elemeye çalışmışız... Seçeneksiz kaldığımızda da hapı yutmuşuz!
90'larda çocuk olmak güzeldi ama 80'ler daha bir güzelmiş sanki. 80'lerde çocuk olan ağabeylere ablalara selam olsun... Bu kitabı alıp okuyup bir arşiv niteliğinde kitaplıklarında saklasınlar. İlerde de çocukları tarihi buradan okusun:) Beni bu kitapla tanıştıran Kadir Aydemir'e ve tüm 80'lerde Çocuk Olmak yazarlarına teşekkürler..
Bu kitabı okurken sürekli kendi çocukluğunu düşündüm ben de. Ve şunu farkettim ki çocukluğunu 80'lerde yaşayanlar bizden daha bilinçli ve farkında büyümüşler. Ailelerimizin 80'lerde yaşadığı sıkıntılar sebebiyle siyasetten, toplum bilincinden, sosyal hayattan çok uzak büyümüşüz biz. "Fikrini söyleme", "sana ne, sen karışma", "sana mı kaldı?" laflarını işite işite düşünmeyen, düşünse de söyleyemeyen, söylese de arkasında duramayan bencil bireyler olmuşuz. Kısacası, bizim nesil tam bir hap nesliymiş. Bilgiler, vitaminler, sevgiler/sevgililer hap şeklinde sunulmuş bize. Öğünlük haplar yutup devam etmişiz avare yaşamımıza. Minimalize edilmiş, kolaylaştırılmış, sadeleştirilmiş şeylerle büyümemize rağmen hep daha çoğunu isteyen yetinemeyen bir nesil olmuşuz. Halbuki 80'lerde çocuk olanlar aza kanaat edebilmiş.
Ömrümüz sınavlarla geçmiş bir kere. İlkokuldan başlayarak habire sınavlara sokulmuşuz. Hayatımızı hep seçenekler üzerinden idame ettirmişiz. Sürekli bir alternatif beklemişiz, bu olmazsa öbürü diyebileceğimiz...Oysa 80'lerin çocukları kararlı ve azimliymiş. Seçenekler sunulmasını beklemeden kendileri yaratmış seçeneklerini. Biz bir elinde test, bir elinde tost sürekli önümüzdeki seçenekleri elemeye çalışmışız... Seçeneksiz kaldığımızda da hapı yutmuşuz!
90'larda çocuk olmak güzeldi ama 80'ler daha bir güzelmiş sanki. 80'lerde çocuk olan ağabeylere ablalara selam olsun... Bu kitabı alıp okuyup bir arşiv niteliğinde kitaplıklarında saklasınlar. İlerde de çocukları tarihi buradan okusun:) Beni bu kitapla tanıştıran Kadir Aydemir'e ve tüm 80'lerde Çocuk Olmak yazarlarına teşekkürler..
Pazar, Temmuz 17, 2011
Rafların Arasından: Dünyaca Ünlü Raflar
Rafların Arasından: Dünyaca Ünlü Raflar: "Bir kitap severin en sevdiği yerler kitap evleri, sahaflardır. Bu sefer kitap değil, dünyanın en güzel kitap evlerini tanıtmak istiyorum. Bl..."
Pazar, Temmuz 10, 2011
Az- Hakan Günday
"Kinyas ve Kayra"yı duymuştum, fakat sadece duymuştum... Yazarı ve kitap hakkında hiçbir bilgim yoktu...
Twitter'da Sevnç Erbulak'ı takip ediyorum. Bir gün "Az dediğin küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf ama aralarında koca bir alfabe var." yazdı. Bunu takip eden tweetlerinde de Hakan Günday, "Kinyas ve Kayra" ve "Az"dan bahsediyordu... Dikkatimi çekti. Kitabı okunmak üzere not ettim. Gümüşhane'de sipariş ettim ve heyecanla bekledim gelişini. Geldi. Başladım. Yoğunluktan dolayı gündüzleri elime alamayıp, ancak geceleri gözlerim kendiliğinden kapanana kadar okuyabildim. Çoğu zaman elimde "Az"la sızdım...
Bir önceki yazımda bahsettiğim yolculuk sırasında epey aktarma yapmak durumunda kaldım ve bu aktarmalar sırasındaki bekleyişin en güzel yanı "Az"ı okumam için bolca vaktimin olmasıydı. Yolculuk esnasında, yorgunluk ve uykusuzluktan yolun bir an önce bitmesini ama kitabın hiç bitmemesini isteyerek bitirdim "Az"ı. Okurken hissettiğim duygular, mide bulantısı, kalp çarpıntısı, üzüntü, ağlama hissi, heyecan, rahatlama, sevinç, acıma acı ve gurur. Kitabın arka kapağında da dediği gibi, bu kitap" A'dan Z'ye şiddet üzerine..." Hakan Günday'ın öyle bir anlatım biçimi var ki şiddeti kendi bedeninizde hissettirip, kelimelerle canınızı acıtabiliyor.
Öyle kitaplar vardır ki, okurken bile "Ben bunu bir daha okuyacağım" dersiniz içinizden. Ben bunu genelde Paul Auster okurken derim/derdim fakat "Az"ı okurken de aynı hisse kapıldım. Evet, bu kitap bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha okunmalı.
Kitabı okurken gurur duyuyorsunuz çünkü Türk edebiyatı muhteşem bir yazara ve eserlere sahip. Böyle bir kurgu ve zeka karşısında ancak nutkunuz tutuluyor ve Günday'a ulaşıp ona bu kadar güzel yazdığı için teşekkür etmek ve daha fazla yazması için rica etmek geliyor içinizden. Mail adresine ulaşabilirsem bu duygularımı onunla da paylaşacağım. Dilerim Hakan Günday en kısa zamanda yabancı okurlarıyla da buluşur ve tüm dünya onu okuma şansına erişir. Ben, bundan sonra takipçisiyim. Tüm kitaplarını okuyup imza günü, söyleşi, seminer, vs nereye gidecekse ve ne yapacaksa ulaşıp onu dinlemeyi düşünüyorum.
Ayrıca, Sevinç Erbulak'a da, benim ve belki de benim gibi birçok takipçisinin bu muazzam eser ve yazarla tanışmasına vesile olduğu için buradan sonsuz teşekkürler...
"... O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi..."
Twitter'da Sevnç Erbulak'ı takip ediyorum. Bir gün "Az dediğin küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf ama aralarında koca bir alfabe var." yazdı. Bunu takip eden tweetlerinde de Hakan Günday, "Kinyas ve Kayra" ve "Az"dan bahsediyordu... Dikkatimi çekti. Kitabı okunmak üzere not ettim. Gümüşhane'de sipariş ettim ve heyecanla bekledim gelişini. Geldi. Başladım. Yoğunluktan dolayı gündüzleri elime alamayıp, ancak geceleri gözlerim kendiliğinden kapanana kadar okuyabildim. Çoğu zaman elimde "Az"la sızdım...
Bir önceki yazımda bahsettiğim yolculuk sırasında epey aktarma yapmak durumunda kaldım ve bu aktarmalar sırasındaki bekleyişin en güzel yanı "Az"ı okumam için bolca vaktimin olmasıydı. Yolculuk esnasında, yorgunluk ve uykusuzluktan yolun bir an önce bitmesini ama kitabın hiç bitmemesini isteyerek bitirdim "Az"ı. Okurken hissettiğim duygular, mide bulantısı, kalp çarpıntısı, üzüntü, ağlama hissi, heyecan, rahatlama, sevinç, acıma acı ve gurur. Kitabın arka kapağında da dediği gibi, bu kitap" A'dan Z'ye şiddet üzerine..." Hakan Günday'ın öyle bir anlatım biçimi var ki şiddeti kendi bedeninizde hissettirip, kelimelerle canınızı acıtabiliyor.
Öyle kitaplar vardır ki, okurken bile "Ben bunu bir daha okuyacağım" dersiniz içinizden. Ben bunu genelde Paul Auster okurken derim/derdim fakat "Az"ı okurken de aynı hisse kapıldım. Evet, bu kitap bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha okunmalı.
Kitabı okurken gurur duyuyorsunuz çünkü Türk edebiyatı muhteşem bir yazara ve eserlere sahip. Böyle bir kurgu ve zeka karşısında ancak nutkunuz tutuluyor ve Günday'a ulaşıp ona bu kadar güzel yazdığı için teşekkür etmek ve daha fazla yazması için rica etmek geliyor içinizden. Mail adresine ulaşabilirsem bu duygularımı onunla da paylaşacağım. Dilerim Hakan Günday en kısa zamanda yabancı okurlarıyla da buluşur ve tüm dünya onu okuma şansına erişir. Ben, bundan sonra takipçisiyim. Tüm kitaplarını okuyup imza günü, söyleşi, seminer, vs nereye gidecekse ve ne yapacaksa ulaşıp onu dinlemeyi düşünüyorum.
Ayrıca, Sevinç Erbulak'a da, benim ve belki de benim gibi birçok takipçisinin bu muazzam eser ve yazarla tanışmasına vesile olduğu için buradan sonsuz teşekkürler...
"... O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi..."
Cumartesi, Temmuz 09, 2011
Gümüşhane Günleri
Tezime başlamadan önce okumayı ve izlemeyi planladığım bir çok kitap ve film vardı. Kolilerle getirttim hepsini buraya fakat o kadar yoğundum ki hepsine azar azar vakit ayırabildim... Neyse ki işlerim bugün bitti, bölüm başkanına teslim ettim ve yarın tatile çıkıyorum. Planım önce İstanbul, ardından Ankara'ydı ama ufak bir değişiklikle rotayı Akdeniz'e çevirdim. Oradan da Ankara'ya...
Burada Harşit'in kıyısında yürüyüş yapıyoruz akşamları. Peşimizde bizi asla yalnız bırakmayan, evimize kadar geçiren kahraman köpeğimiz... Biraz daha ileride köy evleri var. Bahçesinde inekler, fasulyeler, mısırlar... Bahçesiyle ilgilenen kadınlarla sohbet ediyoruz arada, ne yaptığımıza anlam veremeyen amcaların "Yavrum siz ne yapıyorsunuz burada ?" sorularına cevap veriyoruz, ilerleyen günlerde bahçelerden birinde piknik yapma hayalleri kuruyoruz:) Bir de, köylülerden doğal süt, yoğurt ve peynir almak gibi niyetlerimiz var. Madem doğanın içindeyiz nimetlerinden de yararlanmak gerek.
Ufak bir valiz aldım. Planım makyajsız, takısız-tokasız, az kıyafetle oldukça sade bir tatil yapıp dinlenmek. Sessizliği çok özledim, hele denizi daha da çok... Ailemden bahsetmiyorum bile... Ankara'ya dönünce hocamla görüşüp tezim ve yapmak istediğimiz proje üzerinde konuşmam gerek. "Önce tatile git, dinlen ve gelip bize de enerji ver." dedi. Görevimi lâyıkıyla yerine getirmeliyim:)
Burada Harşit'in kıyısında yürüyüş yapıyoruz akşamları. Peşimizde bizi asla yalnız bırakmayan, evimize kadar geçiren kahraman köpeğimiz... Biraz daha ileride köy evleri var. Bahçesinde inekler, fasulyeler, mısırlar... Bahçesiyle ilgilenen kadınlarla sohbet ediyoruz arada, ne yaptığımıza anlam veremeyen amcaların "Yavrum siz ne yapıyorsunuz burada ?" sorularına cevap veriyoruz, ilerleyen günlerde bahçelerden birinde piknik yapma hayalleri kuruyoruz:) Bir de, köylülerden doğal süt, yoğurt ve peynir almak gibi niyetlerimiz var. Madem doğanın içindeyiz nimetlerinden de yararlanmak gerek.
Ufak bir valiz aldım. Planım makyajsız, takısız-tokasız, az kıyafetle oldukça sade bir tatil yapıp dinlenmek. Sessizliği çok özledim, hele denizi daha da çok... Ailemden bahsetmiyorum bile... Ankara'ya dönünce hocamla görüşüp tezim ve yapmak istediğimiz proje üzerinde konuşmam gerek. "Önce tatile git, dinlen ve gelip bize de enerji ver." dedi. Görevimi lâyıkıyla yerine getirmeliyim:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
