Salı, Aralık 28, 2010

Bugünlerde Burayı Çok İhmal Ettim

Sürekli bir şeylerin peşindeyim ama neyin peşindeyim ben de bilmiyorum. Kendimi genelde birşeyler okuyup anlamaya çalışırken, çeviri yaparken ya da yazarken buluyorum.21 Ocak'ta özgürüm ve İstanbul'a gideceğim hemen İnşallah... Yarın gece de Erzurum'a uçma planım var. Biletim hazır fakat gidip gitmeyeceğim kesin değil, bakalım, kısmet...

Türkiye'nin %80'i "Öyle Bir Geçer Zaman ki"yi izleyip Caroline'e söverken ben de bu satırları yazıyorum. Farklı olmayı hep sevmişimdir:)

 Bugün Kızılay'da yürürken öldürülen kadınlar için gerçekleştirilen bir kampanya gördüm. Saçma geldi. Cinayete karşıysak sadece kadına yönelik olanına değil, tüm canlılara yapılan cinayete karşı olmalıyız. Yakılan ormanlar, işkence edilen hayvanlar, mayınlara basıp ölen askerler, sokakta kalıp açlıktan ya da soğuktan ölen tüm insanlar bu toplumun işlediği cinayetlerdir. Bir kampanya başlatılıp imza toplanacaksa herkesin vicdanını harekete geçirmek için toplansın... Yalnızca "kadın cinayetine hayır" sloganıyla yola çıkmak kimseyi bir araya getirmez, bilakis böler, parçalar...

Çarşamba, Aralık 22, 2010

Sıkıcı Gun

Gun oyle sıkıcı kı anlatamam. Aslında belkı de sıkıcı olan benım. Nıyet ettıgım hıcbır seyı kolumu kaldırıp da yapacak gucum yok. Hasta olmadan boyle bır kırgınlık halı gecırır ya ınsan, ıste aynen o haldeyım. Ne derse gıdesım var, ne de eve. Umarım bu ruh halımın sebebı ılerı kı gunlerde benı bekleyen bır hastalık degıldır. Zıra su haftalar cok onemlı benım ıcın. Gucumu son damlasına kadar kullanıp bıtırmelıyım donemı.

Bugun bır de enstıtuye gıtmem gerek bu kadar sıkılmıslıgın ustune. Aslında dun cıkması gereken bır evrak sırf memurların saat 15:00 dedın mı kus olup ucmasından dolayı bugune sarktı. Nedense 17:30da bıtmesı gereken mesaı onlar ıcın haylı evvelden bıtıyor... Bu durumda da benım gıbılerın ıslerı aksayıp sınırlerı bozuluyor, o ayrı...

Pazar, Aralık 19, 2010

Çamdaki Kedi

Yağmuru sevmem ama yağmurun kokusunu severim. Geçen gün yağmur yağıyorken açtım camları, çamların arasından bakınıyorum etrafa... Bir de ne göreyim, bizim mahallenin meşhur kedisi beni camda görür görmez tırmandı ağaca, neredeyse camdan eve girecek...

Çarşamba, Aralık 15, 2010

Bugün

İşe giderken Devlet Tiyatroları gişesinin önünden geçiyordum ki uzun kuyruk dikkatimi çekti. Bir an yanındaki bankamatik sırası mı diye tekrar baktım; fakat hayır, tiyatro gişesinin önündeydi uzun kuyruk. Sabah 10 sularında tiyatro bileti almaya gelenleri tebrik ediyorum ve ülkem için umutlarımı artırıyorum...

Bir de, site çıkışında geçen sefer yalnızken fotoğrafını çektiğim minnoşun, yanında arkadaşıyla/kardeşiyle olan fotoğrafını koyuyorum bugün de. Bunlar böyle birbirlerine sokulup ısınıyorlar bu soğuk günlerde. Yarın onlara yiyecek bir şeyler götüreceğim-bakalım karşılaşabilecek miyiz?

Hocamız il dışında olduğu için bu akşam ders yoktu, ben de toplantıdan çıkar çıkmaz eve geldim. Makalem üstünde biraz daha çalışmam lazım. Bunu teslim edip başka bir makaleye daha başlayacağım çünkü. Ondan sonra bir tane daha... Bana kolay gelsin, herkese iyi akşamlar!

Pazartesi, Aralık 13, 2010

SilahlanMA!

Yıllarca insanlar silahsızlanma için kampanyalar düzenledi. Şiddeti önlemek için herkes elinden geleni yaptı. Sırf şiddetten uzak kalsınlar diye içinde çocuk yetiştirilen evlerde televizyon izlenmedi. Şiddet içeren programların kaldırılması gündeme geldi. RTÜK bu programlara yaş sınırı koydu. Erkek çocuklarına silah yerine yaratıcı oyuncaklar aldı anne-babalar. Onu hayatın bir parçası sanmasın, meselelerin silahla çözüleceğini zannetmesin diye...

Hükümet ne yaptı peki? 18 yaşına gelen herkes silahlanabilir dedi. Şu noktayı koyduktan sonra artık bir şey yazası gelmiyor insanın. Ben nerede yaşıyorum? Kim bunlar ? diyor... Başıma ağrılar giriyor. O silahlardan çıkan kurşunlar teğet geçecek mi merak ediyorum.

Cumartesi, Aralık 11, 2010

Cuma, Aralık 10, 2010

Yaralı Bilinç-Daryush Shayegan

Daryush Shayegan İran'lı fakat İran rejiminden dolayı ülkesini terkedip Fransa'da yaşamaya başlamış bir yazar. Yaralı Bilinç doğu toplumlarındaki-yazar bunları geri kalmış ülkeler olarak nitelendiriyor-modernleşme sürecinin o toplumdaki insanları yaraladığını, hatta şizofrenik bireyler haline getirdiğini anlatıyor.

Shayegan'a göre doğu kültüründe yetişmiş toplumlar çağın getirdikleri gereği modern olmaya çalışırlar ya da bir şekilde modernliğe sürüklenirler fakat isteseler de olamazlar; çünkü modernleşme süreci onların geleneklerini yerine getirmelerini engeller. Modernliği tam anlamıyla benimseyemedikleri gibi, modernlik onların geleneklerinin de yozlaşmasına sebep olur. Yani, ne batılı olabilirler. ne doğulu...

Bana göre Shayegan Batı'yı kafasında fazlasıyla ütopik bir şekle sokmuş ve okura da bu şekilde aktarmaya çalışıyor. Batı'yı oldukça ilerici, modern, hiçbir sorunu olmayan ve insanlarını da mükemmel şartlarda yaşatabilen bir yermiş gibi empoze edip, Doğu'yu gericilikle ve bağnazlıkla suçlamış. Fakat, kendisine kesinlikle katıldığım bir nokta var; eleştirilmesi gereken Doğu toplumu ya da Müslümanlar değil diyor Shayegan, eleştirilmesi ve değişmesi gereken bunu yaşayan insanlar. Müslümanlar İslamiyet'i kafalarına göre değiştirip gelecek nesillere de yanlış öğrettikleri için bu haldeler.

Salı, Aralık 07, 2010

Pofuduk Kedi

Bu güzel kedicikle her sabah merdivenlerde karşılaşıyoruz. Bazen yanında kendisi gibi bir pofuduk daha oluyor. Rastlarsam onun fotoğrafını da çekeceğim. Baksanıza şunun tatlığına!

Pazar, Aralık 05, 2010

İşi Bileceksin!

Dün akşam annem ablam ve ben bir şeyler yapsak diye konuşup nereye gidceğimize karar verememiştik. Sabahtan da her hafta sonu olduğu gibi türk kahveleri eşliğinde gazete ve bulmacalara gömüldük. Ben biraz odama geçip kitabımı okudum ama hava öyle güzel ki evde durmak havaya haksızlık etmek gibi geliyor. Sonunda neyse ki annemin bir arkadaşını da arayarak dışarı çıkma kararı alıp onunla buluştuk. Biraz dolaştıktan sonra Ankara'da yaşayan her insan gibi bizim de yolumuz bir alışveriş merkezine düştü.

Mağazaları dolaşırken kendime hırka almaya karar verip hırkalar üzerinde yoğunlaşmışken, hiç aklımda olmayan bir şekilde değişik tarzda bir elbise alırken buldum kendimi. Görevli kadın işinde o kadar iyidi ki, hırka ihtiyacım tamamen aklımdan çıktı, sanki elbise almaya gitmiş gibi tüm elbiseleri deneyip çıkartıyordum.  İşte satış sorumlusunun gücü! Bu kişi kasada ücretimi alırken göz makyajına takıldı gözüm. Ne kadar güzel yapmışsınız makyajınızı, kaleminizin markası ne dedim. O da markayı söyledi, hatta yanımda olsa size verirdim kalemimi ama maalesef evde dedi. Yok, çok teşekkürler marka ve numara yeterli derken, durun ben sizi götüreyim aldığım yere dedi ve mağaza müdüründen izin alıp bizi göz kalemini aldığı mağazaya götürdü. Götürdüğü mağazada da orada çalışan arkadaşlarına bizimle ilgilenmelerini rica etti. Yanımızdan ayrılırken de ne zaman bu alışveriş merkezine gelirsek, bir şey almak için olmasa bile bir çayını içmek için muhakkak yanına uğramamızı tembihledi. Ve biz, bizi götürdüğü mağazadan da iki göz kalemi alıp çıktık. Güleryüzlülüğü, olumlu enerjisi ve iş bilir halleriyle hem kendisi kazandı, hem de arkadaşlarına kazandırdı. Suratsız, asabi ve umursamaz mağaza çalışanlarına duyurulur...

Cuma, Aralık 03, 2010

İş Güç Hiç Bitmez ki...

Odamı toplamalı, dosyalarımı yerleştirmeli, okumam gereken makaleleri okumalı ve sunumumu hazırlamalıyım... Şu 3 günü ne kadar iyi değerlendirirsem o kadar kâr!

Aaa, bir de yazmam gereken 2 makale var, pofff. Ben kaçtım.