Salı, Kasım 30, 2010

Seninki kaç santim? - Greenpeace

Seninki kaç santim? - Greenpeace

Bu küçük dünyada ve kısacık ömrümüzde bencil olmaktan vazgeçelim!

Lütfen katılın...

Yapılacak İşler Var...

Bugün bir vizeyi atlattık. Eğlenceli bir sınavdı-benim için:) Hocayla sohbet ede ede, espiriler yapa yapa geçiverdi... İnsanların ciddi, gergin veya sinirli oduğu anlarda ilginç ama çok eğleniyorum. Herkes panik içindeyken gayet sakin olup espiriler patlatmak ve  etraftakileri güldürmek oldukça eğlenceli!

Bu sınav bitmiş olabilir ama sırada yapmam gereken çok önemli bir sunum var. Şu sıralar epey gündemde olan bir cemaatin makro ideolojisini tartışacağım. Bu sunumun daha kapsamlı bir hali tezim olabilir. Aslında bu hocamın isteği. Ben pek siyaset çalışmak istemiyorum, daha çok kültürel çalışmalar, kitle iletişimi ve buna bağlantılı olarak psikoloji çalışmak istiyorum ama bana bu ödevi veren hocamın da danışmanım olmasını isterdim... Neyse, bakalım artık zaman ne gösterecek...


Hafta sonu Eda'nın ve Harika'nın doğum günlerini kutladık. Askere gitmesine az bir süre kalan Melih'in de aramızda olması güzel oldu- gitmeden tekrar toplanmış olduk. Mehmet de bizimleydi fakat daha erken ayrıldı bizden.Yarın yine görüşeceğiz Melih'le, ne de olsa 10 güne Abbas yolcu, bol bol vakit geçirmek gerek.
Şimdilik bu kadar, Kamusallığın Yapısal Dönüşümü'ne dönmeliyim...

Cuma, Kasım 26, 2010

Geç Kalınmış Kurban Bayramı Yazısı

Açıkça itiraf etmeliyim ki bu bayramın en güzel yanı evde misafir ağırlamamaktı. Başka güzel yanlar da var tabi; akrabalarla bir arada ve doğayla iç içe kalmak...

Perşembe, Kasım 25, 2010

Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor- Marshall Berman

Daha önce bu kitabı ablamda gördüm-doktora dersi için okuyordu.O okurken biraz karıştırmıştım ve ilgimi çekmişti, bir ara okuyayım ben de demiştim ama öylece kalmıştı. Bu yıl da benim master için okuma listelerimden birinde olduğu için, bu vesileyle okumuş oldum ben de. Berman, modernizmin toplumlardaki temellerini ve buna dayalı olarak insan ilişkilerinin, toplumlar arası ilişkilerin ve ekonomik düzenin zaman içinde nasıl da biçim değiştirdiğini anlatmış. Tabi ki modernizmin etkileri tümüyle olumsuzdur diyemeyiz fakat kitabı okuduktan sonra sizde olumsuz bir etki bıraktığını hissediyorsunuz. Berman, kitaba Goethe'nin Faust'uyla başlayıp, Christopher Marlowe'un "Doktor Faustus'un Yaşamı ve Ölümünün Trajik Hikayesi", Marx'ın Komünist Manifesto'su ve Dostoyevski'in Yerlatından Notlar'ıyla devam etmiş. Kitabın sonunda St. Petersburg, Paris ve New York kentlerindeki moderizm ve modern yaşamdan bahsetmiş. Benim okurken altını çizdiğim satırlardan bazıları şöyle:

"Modern ortamlar ve deneyimler coğrafi ve etnik, sınıfsal ve ulusal, dinsel ve ideolojik sınırların ötesine geçer; modernliğin, bu anlamda insanlığı birleştirdiği söylenebilir. Ama, paradoksal bir birliktir bu, bölünmüşlüğün birliğidir: Bizleri sürekli parçalanma ve yenilenmenin mücadele ve çelişkinin, belirsizlik ve acının girdabına sürükler. Modern olmak, Marx'ın deyişiyle "katı olan her şeyin buharlaşıp gittiği" bir evrenin parçası olmaktır."

"Peşlerinde kadim ve hürmete şayan bir önyargılar ve kanaatler silsilesini sürükleyen tüm durgun, donuk ilişkiler silinip süpürülüyor; yeni ortaya çıkan her şey daha kemikleşemeden miadını dolduruyor. Katı olan her şey buharlaşıp gidiyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve en sonunda insanlar hayatlarının gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle,,, yüzleşmeye zorlanıyor."

"Marx'ın diğer değerlerin değişim ve değeri içinde "çözündüğünü" söylerken vurguladığı nokta, burjuva toplumunun eski değer yapılarını silmeyip massetmiş olduğudur. Eski tarz onur ve saygınlık ölmemiş; bilakis piyasayla bütünleşmiş, üstlerine fiyat etiketleri konmuş, emtia niteliğiyle yeni bir yaşama kavuşmuşlardır. Bu yüzden, akla gelebilecek her türden insan davranışı ekonomik açıdan mümkün, "değerli" olduğu andan itibaren ahlaki açıdan kabul edilebilir hale gelir, kazanç sağladıktan sonra her şey uyar. Modern nihilizm budur işte."

Çarşamba, Kasım 24, 2010

Çok Sinirliyim!

Bir insan işini iyi yapamaycaksa hiç yapmasın! Bıraksın o mesleği gitsin neyi iyi yapabiliyorsa onu yapsın. Hatta yaptığı hatalar bir başkasının hayatını önemli ölçüde etkiliyorsa kendini assın! Sırf yapmış olmak için yapılan şeyler bir gün bir yerde patlak veriyor ve siz bir bakıyorsunuz ki tüm emekler çöpte!

Yapılan hatalar telafi edilebiliyorsa edilmeli, edilemiyorsa da o hata yapan bir şekilde cezalandırılmalı diye düşünüyorum. Bu tabi normal şartlar altında oluyor ama bu ülkede olması gereken nedir, ne normaldir, kime göre normaldir gibi konular alt üst olduğundan işin içinden çıkılamıyor! Hataları telafi etmek zaten imkansız, aldığınız cevap: Geçmişe dönüp düzeltme yapılamaz! Karşımdaki kişinin gerizekalı olduğunu düşünüp içimden "zaten ileriye dönük hatalardan haberimiz olsa önlemini alırız" demek geçiyor. Bir de bunun üstüne hata yapanın alnından öpüp, madur olanı cezalandırma gibi bir durum var. Şu ülkedeki devlet kurumlarından, gereksiz prodesürlerinden ve aptal çalışanlarından o kadar sıkıldım ki!

Pazar, Kasım 21, 2010

Rüya

Bugün çok ilginç bir şey oldu. Rüyamda yapmam gerekenleri görüp uyandığımda aynen yaptım. Acaba insan rüyasında düşünür mü diye düşündüm. Yoksa tüm yaptıklarımı uyku sırasında düşünüp mü yaptım? Ama hayır, rüya gördüğüme emindim. Neden bilmiyorum ama bir an kendimden korktum, garipti.

Geçen gün annem kuzenime "Rüya görmek iyidir, bilinç altı boşalır" dedi. Haklı mı bilmiyorum ama benim rüyalar gündelik hayatımı yönetip doldurmaya başlıyor sanırım:)

Pazartesi, Kasım 15, 2010

Garip Alışkanlıklar ve Yapamadıklarımız

Blog hayatımın ilk mimi Timeout'tan geldi. Belki daha önce de geldi de benim haberim olmadı, bilemiyorum:)

Garip alışkanlıklarım:
-Baş ucumdaki komidinin üstünde yalnızca okuduğum kitap durmalı. Onun dışında çanta, kıyafet, cd çalar, vs. duruyorsa hemen kaldırırım. Orası illa boş duracak, kitabımı okuyup oraya koyup sabah da çantaya atacağım yoksa yattığım yerden beni acayip rahatsız ediyor.

-Yatağa daima çoraplarımla girerim. Hatta geceleri giymek için ayırdığım özel yumuş çoraplarım vardır. Gece uyurken bunaldığımda onları çıkartıp fırlatmak benim için bambaşka bir zevk...Sen şimdi giymekten mi hoşlanıyorsun çıkartıp fırlatmaktan mı derseniz, her ikisi de...

-Arabaya bindiğim anda aynaya bakarım. Hatta yol boyu o ayna bana dönük olabilir:) Aslında genel olarak aynalarla barışığım ama arabaya binince daima açık olmalıymış gibi bir takıntım var.

Yapamadıklarım:
-Bazı hanım kız tipler vardır ya çantaları oldukça muntazam, içinde kolonyası, kolonyalı mendili, selpağı, ufak bir not defteri, kalemi bulunan; işte ben hep öyle bir kız olmak istemiş ama asla olamamışımdır. Her hafta boşaltıp düzenlediğim halde o çantanın içi hep hallaç pamuğu gibidir. Şöyle cici bir kız olsam, ön gözde selpağım, arka gözde ajandam ve kalemim.... Ah ahhh....

- Elektronik vs. şarjetme engelliyim:) Hayatta en nefret ettiğim şey biten pilleri, mp4 çalarımı ve cep bilgisayarımı şarj etmek. Bu huyumu bilen babam sağolsun benim yerime hallediyor onları. Şarja gerek kalmayan şeyler çıksa çok memnun olucam.

-Genel olarak planlı bir insanımdır ama yine de son dakikalar hayatımı kurtarır. Bir de, bıçak kemiğe dayanınca daha parlak fikirlerin ortaya çıktığı inancındayım:)

Ben de Pembe Peluş'u, Life is Fashion'ı ve Kitap Kurduyum Ben'i mimliyorum...

Çarşamba, Kasım 10, 2010

Hasta Olmak...

Dün çok fena hastalandım. Öğle yemeinden sonra kendimi çok kötü hisettim ama yine de izin alıp eve gelmedim. Birazdan geçer, birşeycik olmaz, az kaldı derken akşamı ettim ama hiç okula gidecek halim yoktu. Hemen eve geldim, kendimi battaniyenin altına attım. Ya midemi çok kötü üşütmüştüm ya da yediğim bir şey dokundu, bilemiyorum... Annem prinç lapası yaptı ama ağzıma hiçbir şey süremedim.

Sabah iş yerini arayıp gelemeyeceğimi söyledim. İçtiğim çorba biraz kendime getirdi beni neyse ki...Akşam da, ne de olsa hiç devamsızlığım yok diye derse gitmedim, güzelce dinlendim. Şimdi çok iyiyim şükürler olsun... Yarın zımba gibi kalkıp hayatıma kaldığım yerden devam edicem. Hasta olan herkese acil şifalar...

Cumartesi, Kasım 06, 2010

Bu Kez De Yeşil-Mavi Arası...

Bugün rutin diş kontrollerimden biri vardı yine. Bu kez de yeşil ve mavi arası hafif turkuazi aldıran hoş bir renk tercih ettim. Takar takmaz çok hoşuma gitti, keşke daha önce hep bu rengi kullansaymışım dedim. Hemen gidip aynı renkte bir göz kalemi aldım. Süper oldu diyebilirim:) Teller çıkana kadar artık değişiklik istemiyorum. Bu renk benimdir!

Sonrasında da Eda ve Melih'le buluştuk. Yine sohbet muhabbet saatler geçiverdi. Eve gelip güzel bir mangalda hamsi keyfi yaptım... Şimdi de ders çalışıp yıllık planımı düzenlemem lazım. Ardıdnan survey araştırması için bilgi toplamam gerek. Sanırım bayram tatili artık gelmeli.

Cuma, Kasım 05, 2010

Cehenneme Övgü-Gündüz Vassaf

Ben bu kitapla kütüphanede araştırma yaparken şans eseri tanıştım. Hocam aslında Hannah Arendt'in Şiddet Üzerine kitabını önermişti. Fakat baktım ki o kitap savaşlar, siyasi iktidar çekişmesi ve onun totalitarizmi ile ilgili. Benim konum ise gündelik hayatta totalitarizm...

Vassaf totalitarizmi Geceye Övgü, Özgürlük Cehennemdir, Sözcük Mahpusları, 20. Yüzyıl DelileriArtık Özgür Değiller, Burada Yer, Şurada Uyuruz, Kahramanlar Totaliterdir, Enformanyaklık, Senin Cinsiyetin Ne?, Seçmeme Özgürlüğü, Hainleri Savunmaya Dair, Ölüm Unutkanlığı, Sanatçıdan Sakının, Yaşasın Anlaşmazlık, Hayata Karşı Amaçlar, "Zıp Sen Öldün", Homo Sapiens Blues, Müjde! Çocuğumuz Oldu, Şu Sihirli An, Ah, Minel Aşk, "Sarhoş Olun" gibi belli başlıklar altında incelemiş.

Kitap genel olarak kendimizi nasıl da özgür zannederek birilerinin istediği doğrultuda yaşadığımızı anlatıyor. Toplum içinde yazılı olmayan birçok kural ve ister istemez hayatın içinde bu kurallara göre uyuyoruz.
Erken yatıyoruz çünkü toplum geceleri sevmez. Gece karanlıktır ve karanlık kötülükleri çağrıştırır. Geceleri soyunuruz çünkü baskı ancak gece ortadan kalkar. Geceleri kendimizi özgür hissederiz çünkü gündüzler bize ait değil. Yatırılacak faturalar, yapılacak işler, yenilecek fast-foodlar var.

Çocuklarımıza kahramanlık hikayeleri anlatıp kahraman olmalarını isteriz çünkü kahraman güçlüdür. Fakat bu arada bir başkası gibi olmaya çalışan karaktersiz bireyler ortaya çıkar.

Deli olmak için bile birilerinin raporuna ihtiyacımız vardır. "Raporlu deli" daha prestijlidir...

Banyoda bağırsağımızı, mutfakta midemizi boşaltırız çünkü kural budur.

Erkek çocuklarına pembe giydirirsek cinsel yanlışlar yaptığımızı düşünürüz. Cinselliğimiz doğuştan belirlense de cinsel kimliğimizi totaliter toplum belirler.

Evli çiftler kısır olmadıklarını ve iyi bir seks hayatları olduğunu ispatlamak için çocuk yaparlar. Yoksa ilişkide "sorun" vardır... Ha, bir de, çocuk tek büyüyemez, yaş geçmeden kardeş gerekir...

Balık burcu duygusaldır, olmasa da öyle davranması gerekir. Çünkü totaliter toplum ona o görevi vermiştir.

Hayatımızı tuşlara basarak idame ediyoruz. Telefonun, bilgisayarın, blenderın, kahve makinasının, kumandanın tuşlarıyla yaşamımızı biz kumanda ettik sanıyoruz ama aslında biz kumanda ediliyoruz...

Pazartesi, Kasım 01, 2010

Okumuşun Cahili

Geçen gün iki işçinin konuşmasına şahit oldum. Nakliye kamyonundan bir şeyler indiriyorlardı.
"Okumamışın cahilinden korkmayacaksın, okumuş cahilden korkacaksın asıl" dedi biri...