Perşembe, Eylül 30, 2010

Muz Çorap

Bu adı kim bulduysa sormak isterdim "neden muz" diye? Neden kavun veya armut değil de muz? Hatta neden bir meyve adı?

Her neyse,  bu aralar sabahları kış, öğlene doğru ilkbahar veya yaz, akşam üstü sonbahar olan Ankara'mızda etek altına giyilebilecek en iyi çorap!

Lütfen Formu Doldurarak Destek Verin!

http://www.annemiistiyorum.com/

Çarşamba, Eylül 29, 2010

Franz Kafka "Dönüşüm"

Mehmet'le ne zaman kitaplardan bahsetsek- bu konular genelde "bu aralar ne okuyosun" ya da "hayatında okuduğun en iyi kitap" sorularıyla başlar-Mehmet, hemen "Dönüşüm", der. O kadar çok övgüyle bahsetti ki, "İyi, tamam, bir gün getir de okuyayım" dedim. Fakat, bu kitabın öyle alınıp, okunup geri verilecek türden olmadığını, herkesin kitaplığında mutlaka bulunması gerektiğini söyledi. Ben de aynen dediği gibi gidip kendime bir "Dönüşüm" edindim.

Kitabı az çok lisansın ikinci yılında Hatice'nin yaptğı sunumdan biliyordum. Konu neydi, neden bu kitabı bize sunmuştu şu an hatırlamıyorum, ama anlaşılan o ki kitap o zaman ilgimi çekmemiş. Mehmet'in övgüleri daha çok etkilemiş demekki. Kısaca bahsetmek gerekirse, kitap Gregor adlı karakterin bir sabah güne böcek olarak uyanmasıyla başlar; iş hayatı ve özellikle de ailesinin bu durumdan etkilenmesini konu eder. Kitabı okurken, ister istemez gördüğünüz böceklerin bir zamanlar insan olabileceği hissine kapılıyorsunuz:)

Dönüşümün alt metninde, aslında insanların varolan dünyaya nasıl da yabancılaştığı yer alıyor. Ya akıntıya karışıp rutin hayata karışıp gideceksin, ya da bir böcek olarak öleceksin...

Pazar, Eylül 26, 2010

Hoş Bir C.tesi

Dün, Tuğçe, Apo, Aykut ve birkaç arkadaş Bahçeli'de daha önce gitmediğimiz, büyük ihtimalle bir daha da gitmeyeceğimiz çok ilginç bir cafeye gittik. (Cafe'nin ilginçliği ayrı bir yazı konusu olsun.) Okey oynamaya karar verip çok güzel bir yenilgiye daha başlamıştık ki, yerlerimizi başkalarına devredip, tavla oynamaya karar verdik Aykut'la. Okeyde yerimizi alan arkadaşların, başlattığımız yenilgi akabinde yüzümüzü kara çıkartmadan hesabı ödeme arzuları görülmeye değerdi..

Tavladaki üstün başarılarından dolayı Aykut'a sinir olup, "hayır o pulu da kıramazsın, yeter artık ya!"  diye isyan da çıkartsam, çok pis yenildiğimi üzüntüyle belirtmek isterim.. Zaten daha oyuna başlamadan beni kolay kolay yenen olmadı cümlelerinden gidişatı kestirmeliydim.. Peş peşe gelen 9126358 tane düşeşten bahsetmiyorum bile..

Kısacası, dün yenilgilerin günüydü... Kumarda yenilen ?

Fırat, ADAMIM!

Öyle Bir Kek Yapmışım ki..

tadından yenmez.

Pazar, Eylül 19, 2010

Inception

Bugün izleme fırsatı bulduğum Inception, başlarda oldukça sıkıcı gelse de birinci bölümün sonlarına doğru ilgi çekici bir hal almaya başladı. Zaman zaman Matrix tadı verdi diyebilirim. Fakar ondan çok daha güzeldi bence.

Bir de benim bir huyum var, izlediğim ya da okuduğum şeyleri daha önceden gördüklerimde ilişkilendiriyorum. Üniversite yıllarından gelen bir alışkanlık olmalı bu sanırım. Bu filmi izlerken de kendimi Plato'nun "Allegory of the Cave" ini okuyormuş gibi hissettim. Nerdeyse Plato ve Sokrates arasında geçen tüm konuşmalar filmde karakterler arasında da geçiyordu.

Inception'ı izlemeyenler izlesin derim. Rüyalar ve Freud'la ilgili olanların da çok ilgisini çeker bence.  Bu dünyayı, gerçeği, gerçek sandığımızı, bilinç ve bilinç altını insana sorgulatan bir film.

Cumartesi, Eylül 18, 2010

Telaşlıyız!

Gelinlik provası, koltuk takımı, beyaz eşya, kına kıyafeti, yatak odası derken günlerdir oldukça telaşlıyız... Neredeyse hergün çarşıdayız. Allah ev kuranlara yardım etsin, içinde bize de!

Pazartesi, Eylül 13, 2010

Günlerdir rüyalarımda şampiyon olduğumuzu görüp duruyorum. Bir Hido atıyor, bir Kerem, attıklarımızın hepsi giriyor, seyirci ayakta, herkes coşmuş... Tanjeviç'in kollarını bağlamış kenarda, güzü gülüyor...

Keşke gerçek olsaydı.. Yine de neredeyse oldu sayılır. Dünya ikincisi Türkiye! söylemesi bile güzel:)

Referanduma gelince, sonucun böyle olacağı ne zamandır belliydi. İnsanlar bu sonuca neden bu kadar şaşırdı, neden herkes iletileriyle memleketi kurtarmaya çalıştı anlamadım. Bu kadar para harcandı bu iş için. E o  paralar bana/bize gelmediğine göre...

Pazar, Eylül 12, 2010

"Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" Milan Kundera

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği şimdiye kadar okuduğum romanlardan çok farklı. Bir kere olaylar kronolojik bir sıra takip etmeden yazılmış. Örneğin, kitabın baş kahramanlarının öldüğünü kitabın sonunda değil ortalarında öğreniyoruz fakat sonuna kadar onlarla ilgili gelişmeler devam ediyor. Kundera'nın yazım tarzı da çok farklı ve güzel geldi bana. Başlarda okuduğum cümleleri yeniden okuma ihtiyacı hisettim ama okudukça alışıyor insan. Bu kitap gerçekten edebi değeri çok yüksek bir kitap, yani öyle gelip geçici, tatil kitabı dediğmiz türlden değil, daha akılda kalıcı ve iz bırakan bir roman.

Kitap, Çekoslavakya'nın Rus işgali altında kaldığı dönemi anlatıyor. Fakat bunu bir tarih romanıymış gibi algılamayın. Roman aynı zamanda, sosyalizmi, komünizmi, aşkı, Tanrı'yı, dini ve kadın-erkek ilişkilerini çok ilginç bakış açılarıyla ele alıyor.Bu arada, kitabı okurken en çok duygulandığım ve ağladığım yer Tomas ve Tereza'nın köpekleri Karenin'i gömdükleri kısım oldu. Galiba hayvanların ölümü insanlarınkinden daha çok etkiliyor beni...  Kitabı okurken altıı çizdiğim bazı yerleri sizinle de paylaşayım:

"Aşk bir eğretilemeyle başlar. Yani bu şu demektir ki, aşk bir kadının dilindeki ilk sözcükle şiirsel belleğimize girmesyle başlar." s. 216

"Bir kere olan şey hiç olmamış demektir." s.230

"Başkalarıyla olan ilişkilerimizin kaçta kaçının duygularımızın-sevgi, antipati, iyilikseverlik ya da kötücülük-sonucu, kaçta kaçınınsa bireyler arasındaki sürekli güç oyunu tarafından belirlenmiş olduğunu hiçbir zaman kesinlikle saptayamayız."s. 295-296

Parfume

Ben genelde kitaplardan uyarlanan filmlerin öncelikle kitabını okumayı, ardından filmini izlemeyi tercih ederim ama bu sefer farklı oldu. Bir sabah canım acayip film izlemek istedi ve saatin nasıl geçtiğini anlamadan bir baktım, film bitmiş..Parfume 2006 yapımı bir Tom Tykwer filmi. Kitabın yazarı ise Patrick Süskind. Kitabı ilk gördüğümde koku yazı diliyle nasıl anlatılır ki demiştim... Aslında hala merak ediyorum, filmdeki o etkileri Süskind kitapta nasıl verdi acaba.


Film, mükemmel bir koku alma duyusuna sahip olan; fakat kendine ait bir kokusunun olmamasını keşfetmesiyle hayatı alt üst olan bir gencin seri katil oluşunu anlatıyor. Dediğim gibi film gerçekten de akıcı, 140 dk sürmesine rağman izleyici hiç de kopmadan takip ediyor filmi. Ben genelde sonunda "vay be" dedirten eserleri seviyorum, neden bilmiyorum şaşırmak bana ilgi çekici geliyor. Bu filmin sonunda da aynı şeyi demek isterdim fakat maalesef filmin sonu beklediğimden çok kötüydü. İzlemeyenlerin önyargıya kapılmasını istemem ama böyle kalitei bir filme bu son yakışmamış.

Cuma, Eylül 10, 2010

Kullandığımız Ürünler Zararlı mı?

değil mi öğrenmek için şuraya girip, search kısmına hakkında bilgi almak istediğimiz ürünün adını yazıp tıklıyoruz. Eğer kırmızı renk çoğunluktaysa, bu ürün çok zararlı, sarı çoğunluktaysa daha az zararlı, yeşil yoğunluktaysa bu ürün güvenilir demektir. Neyse ki benimkiler güvenilir çıktı:)

Yalnız sitede Flormar, Arko veya Pastel gibi Türk malları bulunmamakta. Artık onların güvenilirliğini de kullandıkça test edeceksiniz..

Çarşamba, Eylül 08, 2010

Ortaöğretime Ücretsiz Araç

Milli eğitim bakanımız ortaöğretime giden kız çocuklarının okul araçlarının ücretsiz olacağını söylemiş. Tamam, güzel olsun da, ortaöğretime giden öğrenci zaten bir şekilde okula gidebilecek yaşa gelmiştir. Ya bir dolmuş/otobüs bulur gider, ya da bilinçlenmiştir ve fiziksel gelişmini tamamlamış birşekilde yürüyerek de olsa ulaşır okula..                         

Ülkemizin en önemli sıkıntısı ulaşım sorunları yüzünden çocuklarını okula bile başlatamayan aileler. Ya yol yoktur, ya da yol vardır okul merkezdedir çocuk bu yüzden gidemez... Anadoluda 9-10 yaşına gelip de hala okula gidemeyen/gönderilemeyen çocuklar varken ve de bu ülkede ilköğretim zorunlu kılınmışken bu hizmet öncelikli olarak ilköğretime verilmeliydi diye düşünüyorum.Daha boyları okul çantalarıyla eşit olan çocuklar o sıkıntıları çekmese, onlara ücretsiz araçlar temin edilse, aileler güvenle çocuklarını okula gönderseler...

Fotoğraflar:
fotogaleri.hurriyet.com.tr
galeri.milliyet.com.tr/.../10.jpg

Cumartesi, Eylül 04, 2010

Yaz Bitmesin Yaaa...

Soğuk ve kapalı havaları, yere düşe yaprakları, kazakları ve çorapları sevmiyorum! Hemen hava kararmasın, komşular evlerine çekilmesin, sokak sessizleşmesin istiyorum! Yaz hiç bitmesin istiyorum...

Perşembe, Eylül 02, 2010

Ufak Bir Dikkat Çekme

Feyza Hepçilingirler "Türkçe Günlükleri"nde yayımlanan bir yazısında çoğumuzun yaptığı bir yanlışa dikkat çekmiş. Bazen bu tip kullanımlara hiç dikkat etmeden, süregelen bir tabiri devam ettiriyoruz. Özellikle canlı yayınlarda çok sık yapılıyor bu tip hatalar. Ben bir şey okurken ya da dinlerken fazla takılıyorum böyle şeylere, hatta bazen ukalâlık gibi algılanan düzeltmelerim de olmuyor değil. O sırada da asıl konudan uzaklaşıyorum ister istemez...
 Her neyse, Hepçilingirler'in bu yazısını görünce paylaşmak istedim:


“Bu yıl ...'ıncısı düzenlenen’ ya da “...'ıncısı bu yıl düzenlenen”… Bu iki söyleyiş arasındaki farka çok da dikkat etmemiştim doğrusu. Bandırma’da Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği festivalden söz ederken “Bu yılki üçüncüsü.” demişim. İhsan Doğan, hemen ertesi gün, Cumhuriyet’te, "Karaburun'da bu yıl 17'incisi düzenlenecek..." biçiminde bir başlık görünce sorma gereğini duymuş. TRT'de çalıştığı günlerde arkadaşlarıyla çok tartıştıkları bir konuymuş meğer bu.



“‘Bu yıl 17'incisi düzenlenen.’ şeklinde kullanıldığında 1 Ocak'tan beri 16 tane düzenlenmiş, (şimdi) 17'incisi düzenleniyor anlamı çıkıyor. Oysa, ‘17'incisi bu yıl düzenlenen.’ dendiğinde, önceki yıllarda 16 kez düzenlenmiş, bu yıl da 17'incisi düzenleniyor.” denmiş oluyor. “Ne dersiniz? Hangisi doğru?” diye soruyor İhsan Doğan. Benim, “Bu yılki üçüncüsü.” dememi, ilkinin yarattığı izlenimini giderme çabası diye düşünmüş. Konu üzerinde titizlenerek yazdığım bir söz değildi açıkçası. Kendiliğinden doğrusunu yazmışım. Açıklamasını okuyunca İhsan Doğan’a hak vermemek elde değil. “Bu yıl üçüncüsü düzenlenen” dendiğinde, gerçekten de o şey her ne ise, yılın başından bu yana iki kez düzenlenmiş; şu andakiyle üç oluyor, anlamı çıkıyor. Oysa bu kalıp genellikle yılda bir kez düzenlenen festival, şenlik vb.den söz ederken kullanılıyor. Demek ki “Üçüncüsü bu yıl düzenlenen” denmesi gerek.


19 Temmuz