Salı, Ağustos 31, 2010

Sabahlarımın Prensi...

Her sabah güne bu belediye görevlisi amcayla başlıyorum. Kendisi süpürgesinin ve teneke faraşının sesiyle günümü aydınlatıyor resmen! 07.00 sularında penceremin önüne gelip ben uyanana kadar süpürgesini yerlere sürümeden edemez işte bu yakışıklı...

Çok şanslıyım, çok!

Pazartesi, Ağustos 30, 2010

Pankartını da Al Git!

Bugünkü Türkiye-Rusya basketbol maçına başbakanımız da teşrif etmişler. Fakat salonda bulunması münasebetiyle bu güne has ponpon kızlar çıkmamış sahaya. Zira, geçenlerde Fazıl Say "Başbakan bale gösterisini başı önünde izledi" diye bir açıklama yapmıştı. Tekrar başını öne eğmek istemedi demek ki...

Ne şanssızlıktır ki Mehmet de bugün başbakanımızla aynı salondaydı. Kendisi ponpon kızları görüp, "Where is Natasa?" yazılı bir pankartla gitmeyi, bir Nataşa'yla da dönmeyi planlamıştı ki, neyse ki pota arkasını kameralar çekmiyor zaten diye vazgeçti... Ponpon kızlardı tek umut ama o da başbakan tarafından engellendi.

Bugün konuştuk da, iyi ki pankartla gitmemişsin dedim, büyük bir ihtimalle açamayacaktın... Valla doğru dedi, pankartını da al git diye beni kovabilirdi!

"Bab-ı Esrar" Ahmet Ümit

Babası Konya'lı bir derviş, annesi İngiliz olan Karen Kimya Greenwood'un iş için yıllar sonra Konya'ya gelmesiyle başlıyor roman. Yıllar önce babası tarafından terkedilen Miss Karen, bir sigorta şirketinin uzmanıdır. Konya'da yanan bir otelin kazara mı yoksa kundaklanarak mı yandığını araştırıp ispat etmek için gelir buraya. Gelir gelmez de birçok mistik olayla karşılaşr.

Yangının sebebini araştırırken, kendi içinde de birçok şeyi keşfeder Miss Karen; aslında babasını ne kadar çok sevdiğini, özlediğini ve karnındaki çocuğu doğurmak istediğini... Babası tarafından koyulan Kimya adının da Şems'in eşinin adıyla aynı olması hiç de tesadüf değildir.

Bab-ı Esrar zekice bir kurmacayla yazılmış akıcı bir roman. Mevlevilik, Hz. Mevlana ve Şems'in aşka verdikleri mana bakımından  Elif Şafak'ın Aşk'ına benzer yönleri de var. Bu tip konulara ilgi duyanların zevkle okuyacağını düşünüyorum. Kitabın tek kötü yönü fazla büyük olması. Her çantaya sığmıyor, uzandığı yerden okurken insanın kolları ağrıyor falan..

Cumartesi, Ağustos 28, 2010

Beautiful Tango


Beautiful Tango _ Hindi Zahra
Yükleyen darkwell91. - Diğer müzik videolarına göz atın.

Şimdi de Pembe-Mor!

Bugün yine dişçi kontolüm vardı. Bu kez de lastikleri pembe-mor yapalım dedik. Bir ay böyle... Bir daha ki ay hafif petrol yeşiline dönük bir yeşil yaptırıcam.

Dün Yeşim'in doğum günüydü, akşam güzel bir yemek yedik birlikte.. Tekrar mutlu yıllar Yeşim!

Bu hafta içi bir gün de Aykut'larla iftar yapıcaz. Daha gün belirlemedik, bakalım...

Türkiye-Fildişi maçı başladı, ben kaçıyorum. Başarılar 12 DEV ADAM!!

Cuma, Ağustos 27, 2010

Köşe Yazıları

Bazen ratgele bir gazeteden, rastgele bir yazarın arşivde bulunan yazılarını okurum... İnternetin güzelliği de bu işte. Geçmiş zamanı bile anında yakalayabilmek! Az önce de şu yazıya denk geldim. Günlerdir her kanalda saatlerce konuşulan referandum meselesinden bıktıysanız, son bir kez bu yazıyı okuyup 12 Eylül'e kadar bu konuya dair tüm algılarınızı kapatın...

Salı, Ağustos 24, 2010

Günler Geceler Birbirine Girer

*Uyku düzenim tamamen tersine dönmüş durumda. Geceleri cin gibiyim, gündüzleri şapşal:)...

*Bugün Gözde'nin doğum günü! Birazdan çılgın birşeyler yapalım diyoruz, hiçbir şey planlamadık önceden.

*Yarın da ablamı Avustralya'ya uğurluyoruz, benim de akşama doğru bir iş görüşmem olacak...

Gelişmeler devam edecek...
Haydi bakalım!

Pazar, Ağustos 22, 2010

Paul Auster "Invisible"

l
Ben şimdiye kadar yalnızca New York Trilogy üçlemesinden City of Glass'ı okumuştum. Dolayısıyla şimdiye kadar yazılan en iyi ktabı mıdır, değil midir kıyaslayamıyorum...

Kitap oldukça ilginç bir şekilde başlıyor. Kahramanımız Adam Walker bir toplantıda Fransız Rudolf  Born ve sevgilisiyle tanışır ve hayatı değişir. Auster, mise en abyme(hikaye içinde hikaye) tekniği kullanarak yazmış romanını ve diğer hikayeyi yazan da baş kahraman Walker tabi ki.
Walker'ın yazdığı kitap asıl hikayeye göndermeler yaparak parçaları birleştirmemize yardımcı oluyor aslında, ki kitabı en çekici yapan da bu bence. Bir aşk üçgeni gibi görünenin nasıl da bir altıgene dönüştüğünü heyecanla okuyor insan.

Invisible aşk, şiddet, edebiyat, savaş ve esnset ve cinayet içeriyor.

Yerim Sizi Ben!

Yalnızca iki fide almıştık baharda. Öyle büyüdüler, öyle kocaman oldular ki, alt taraflarda kalan domatesleri göremez olduk. Gözümüzden kaçıp neredeyse kavun kadar olan salatalıklarımız keza öyle... O minicik iki fide neredeyse iki haftadır her gün bize ikişer üçer domates verip yaptığımız salataların mis gibi kokmasına, o "eski domatesleri" aratmadan güvenle yaz domatesi yememize, hatta komşularımızla paylaşmamızı sağlıyor.
Şu fotoğrafları çekerken keşke fotoğraflara baktıkça o kokuyu da duyabilsek dedim içimden... O kadar harika bir koku ve lezzet ki size anlatamam. Bu yıl geçti ama,  bahçesi olanlar bir dahaki bahata hemen bir kaç domates fidesi diksin bahçesine. Bahçesi olmayanlar da saksıda bile kendi organik domateslerini yetiştirebilirler...
Dilimlenen doğal salatalığın ve domatesin nasıl da buram buram tüm eve yayıldığını herkes duysun...

Perşembe, Ağustos 19, 2010

Daha az, Daha da az...

Herkesin delirmişcesine tükettiği günümüzde, biraz durup nefes almak ve bütçesine çeki düzen vermek isteyenlere şurada güzel öneriler var... Bazıları Türkiye'de uygulanamasa da yine de bir bakın derim!

Pazartesi, Ağustos 16, 2010

Ders Çalışma Vakti

Türkiye'de öğrenci olan herkesin başında bu bela. Sürekli kendi rekorunu kırmaya çalışmak... Psikopatlaşmışçasına her yıl daha da iyisini yapmaya çalışan gençlik... Kpds-Üds-Ales ve türevleri bahsettiğim belalar. Bu puanlardan geçerli olanı almak yetmiyor çoğu kez. Yüksek lisans yapmaya yetse araştırma ya da öğretim görevlisi olmaya yetmiyor. Sıralamada yer alabilmek için kitaplığındaki test kitabı sırasına nicelerini eklemen lazım. Geçmiş yıllarda çıkan soruları da hatim etmen... Bu sınavlara girerken de verilen paralar cabası.. Geçen gün bir arkadaşım 4 girene bir bedava olsa ya, Ösym'ye para yedirmekten bıktım artık dedi.

Devlet kurumunda memur olmak için Kpss denen saçmalığa giriyorsun, belli bir puanı aldıktan sonra kadro açan kurumun sınavına girip o sınavdan da geçerli bir puan alıyorsun.Bu arada Kpds'den de iyi bir puan almak lazım tabi. (Bu "iyi"yi kim, neye göre belirliyor o da meçhul) O puan da yetmiyor, kendine hükümetin en yakınında bir yerden bir amca ya da dayı oğlu buluyorsun...

Bu düzen değişir mi? Ne zaman değişir? Değişire daha mı beter olur, daha mı iyi hiç bilmiyorum... İnsanlar, ne yapacaksın herkes aynı dertten muzdarip, sen de bu düzene ayak uydurup bir şekilde sıyrılacaksın diyor... Ben bu düzene ne yazık ki ayak uyduramıyorum. Becerim ve ilgim olmayan bir alanda çalışmak beni mutsuz ediyor. Çalışırken bile ben ne için bunlarla uğraşıyorum dedirtiyor. Benden daha başarılı ve yetkin birinin hakkını yemektense ödüm kopuyor...

Dilerim, ne olacaksa kimsenin hakkını yemeden, ahını almadan ve akıl sağlığımız bozulmadan olsun.

Cuma, Ağustos 13, 2010

Kalemlikten Yüzüklüğe...


Çekmecelerimi düzenlerken atmak üzere olduğum bir kalem kabını yüzüklüğe dönüştürmeye karar verdim. Gayet de güzel oldu. Takı çekmecemi açtığımda hepsi gözümün önünde olacak...
Posted by Picasa

Çarşamba, Ağustos 11, 2010

Fırat-2 Çıktı!

Pandora'da görür görmez üstüne atladım tabi ki...Uğur Gürsoy severlere duyurulur. Fırat-2 Temmuz'da çıktı. Deli gibi gülüp, "hakikaten ya her çocuk böyle yapar" ya da "Fırat gibi bir oğlum olsun" diyenler koşup alsın:)

Pazartesi, Ağustos 09, 2010

Hamamönü

Bugün arkadaşım Betty ile buluştuk. Nerede buluşsak, bu sıcakta nereye gitsek derken Betty Hamamönü'nde buluşalım! dedi. Ankara'da doğup büyümeme rağmen ilk kez Hamamönü'ne gidcektim...

Hamamönündeki evler, geçen yıl Altındağ belediyesi tarafından restore edilmiş ve burada yaşayan halka yaptıkları el işlerini veya baklava ve sarma gibi yaptıkları yiyecekleri satarak para kazanma imkanı sunmuş. Daha da güzeli belediye bunları yapan kadınlardan kira almıyor, Böylece yaptıklarının karşılığını alan kadınların kazandıkları ceplerinde kalıyor!
Civarda yeni açılan birçok cafe-restorant tarzı mekanlar da mevcut. Eski Ankara evleri yenilenmiş, birçok insana iş kapısı açılmış fakat tek eksik reklamın az olması! Betty olmasaydı benim buradan haberim olmayacaktı. El işleri yapan kadınlara bunu söylediğimde, biz de aynı fikirdeyiz fakat Büyükşehir belediyesi nedense tanıtıma izin vermiyor, biz de ancak buraya gelenlerin eşine dostuna söylemesiyle duyurabiliyoruz varlığımızı dedi.

En azından ben buradan duyurmuş olayım; AVM'lerden bıkanlar, Ankara'da gezilcek yer yok ki diyenler, Altındağ belediyesi küçük bir Beypazarı yaratmış şehrimizde. Gidin görün, hatta ufak tefek bir şeyler de alarak kendi parasını kazanan kadınlarımızı destekleyin!
Not: Belediye aynı zamanda Ramazan ayı için özel etkinliker yapmayı planlıyormuş.

Pazar, Ağustos 08, 2010

El Yapımı Kolye

Ne zamandır buraya fotoğraflarını koyup hakkında yazmak istediğim kolyemi sizlerle paylaşma fırsatı bulabildim sonunda!
2010 yılbaşı için hediyelik eşya fuarında buna benzer birçok kolye gördük annemle. Fiyatları ise 40-45-50tl civarında oldukça fazla fiyatlardı..Düşündük de bizim evde bu malzemelerden fazlasıyla vardı.Tek almamız gereken tanesi 1 liradan şu boncuk püsküllerdi! Eve gidip güzel bir dizayn yapıp bunlardan daha güzelini yaparız dedik ve gerçekten yaptık da!

İnciler, annemin kopmuş eski bir inci kolyesinden geriye kalanlar... Belki de yıllardır çekmecenin bir köşesinde duruyorlardı. Aradaki turkuaz rengi taşlar yıllar önce yine annemle yaptığımız bir kolyeden. Taşların bazıları soyulmuştu ve bu yüzden takmıyorduk, böylece ordan kalan taşları da yeni kolyemizde kullanmış olduk. Diğer 2 yeşil taş ise yine takmadığımız bir kolyenin taşları. Kimse beğenip takmadığı için ordan alıp buraya taktık.

Kırmızı oyalar evde bulunan bir yemeniden söküldü. Yeşil kumaş annemin bir zamanlar yatak örtüsü yaptığı kumaştan arta kalan parçalardan. Lila kurdale ise lila hırkamın eteklerine dikmek için aldığımız kurdelenin fazla gelen kısmından alıntı.
Dizaynımızı yapıp tüm bunları ipe geçirdikten sonra da son olarak toplam 2 liraya aldığımız boncuktan püsküllerimizi taktık ve kolyemi severek kullanıyorum:))

Perşembe, Ağustos 05, 2010

Dönüş

İstanbul'a varır varmaz valizlerimizi bırakıp Beşiktaş'a gittik. Sahilde güzel bir akşam yemeği yedikten sonra biraz da çay keyfi yapıp döndük eve. Ertesi gün Nesli'yi erkenden işe uğurlayıp Baran'la buluştuk. Bizi harika yerlere götürdü. Sayesinde süper bir gün geçirdik gerçekten de, kendisine burdan bir kez daha teşekkürler!!

Öncelikle Limonlu Bahçe'ye gidip sohbet edip hasret giderdik..Ardından Cezayir Sokağı (eski adıyla Fransız sokağı), Çiçek Pasajı, Saint Antoine Kilisesi, Pera Müzesi,Asmalımescit gibi harika yerlerden geçerek Balkon'a vardık. Balkon, Asmalımescit'te mükemmel pizzalar yapan bir yer. Terasında oturup güzelce karnımızı doyurduk.

Ardından Galata Kulesi'ne gidip İstanbul'un harika manazarasına baktık ve tonlarca fotoğraf çektik... Günün sonunda da kulenin yanındaki cafede oturup kahvelerimizi yudumladık. Baran'la vedalaştıktan sonra gece evimize dönüp Nesli'nin daha önceden aldığı şifonyerini monte etmeye çalıştık. Gecenin bir yarısı komşuları da rahatsız etmemek için elimizden geldiğince sessizce çivilerimizi de çaktıktan sonra sonunda Neslî'ye 4 çekmeceli harika bir şifonyer yapabildik:)

Cumartesi günü Nişantaşı'nda Kantin'de yemek yemeğe gittik fakat şansımızdan kapalıydı:( Üzerimize bir güzel çamur sıçratan taksici amcaya da sinirlenip, uğraşlarımıza rağmen bir türlü çıkmayan çamur lekelerimizle Ortaköy'e gitmeye karar verdik. Haftasonu olması sebebiyle tıklık tıklım olan Ortaköy'de yedik akşam yemeğimizi, tezgâhlara göz attık, dondurmamızı yedik ve Beşiktaş'a kadar yürüyüp ordan evimize geçtik.

Pazar günü de Pierre Loti'ye gitmek üzere yola koyulduk. Ve yine hafta sonu olduğu için oldukça kalabalık olan cafelerin birinde zar zor yer bulup Haliç'e nâzır keyif yaptık. Ardından alışveriş yapıp eve gidip kısır yapıp:) bir güzel yedik. Günlerdir Nesli'den zeytinyağlı yeşil fasulye isteyen Deniz'e de fasulyesini pişirdik.

Ertesi gün işten çıkan Nesli ve Deniz'le Cevahir'de buluşup Schiller''in terasında oturup eve gelince de fasulyemizi yedik. İstanbul gezim tam anlamıyla süperdi. Hem arkadaşlarımı gördüm, hem bol bol gezdim, görmek istediğim yerlere gittim. Baran'a söz verdim artık her ay gidicem İnşallah:)