Cuma, Ekim 30, 2009

Her Gördüğümde Kopartan Foto!

Obez doğan Eda'nın bebeklik fotoğrafı... Bacaklara bakar mısınız, kat kat resmen! Ben 3.800gr doğmuş biri olarak kendi bebekliğimi şişman sanardım, bunun yanında gayet fit kalıyorum:) Eda sanırım 5 kilo falan doğmuş:))))

Şu bacakları ısırmak isterdim, oyyy:)

Salı, Ekim 27, 2009

Domuz Gribi Tatili!

Domuz gribi Ankara'yı vurunca vali amca tatil etti okul ve özel dersaneleri, sağolsun varolsun... Domuz gribi saçmalıklarına bir türlü inanmamakla birlike bu AKP'nin yürüttüğü aşı kampanyalarına da itibar etmemekteyim.. Bir dönem deli dana hastalığı çıktı ortaya, millet kırmızı et yemedi. Ardından kuş gribi saçmalığını çıkarttılar, tavuk fiyatları 1 liralara düştü, herkes kırmızı ete hücum etti... Şimdi de domuz gribi çıktı başımıza. Bu tip işlerden kâr elde etmeye çalışanlara da zehir zıkkım olsun o paralar.

Neymiş efendim, herkes aşı olacakmış, olmayıp da ölen biri çıkarsa ailesine suç duyurusunda bulunacakmış Recep efendi. E tabi tonlarca para döküldü o aşılara, karşılığını da kazanmak lazım. Kendi cepleri dolacak diye halkın sağlığını, duygularını ve parasını sömüren hükümeti kınıyorum! İşi çok iyi biliyorlarsa o aşıyı kendileri vurulup gebersinler bir an önce. Şu bakımdan iyi oldu, birbirinin ağzına girmeye bayılan Türk milleti biraz daha mesafeli olmayı öğrendi bu sayede. El mel yıkamayı da öğrenirlerse tamamdır!

Her neyse, bu tatil bana yaradı. Kitaplığımı güzelce boşaltıp yeni masamı koyucam bir güzel. Artık düzenlemelere başlamalıyım. Okumam gerekenler de gün geçtikçe artıyor, hoca kendi kitabı dışında diğer kaynaklardan da yararlanmamızı istiyor. Bir an önce düzenimi oturtup tam gaz devam etmeliyim.

Hadi şimdi iyi geceler!!

Pazar, Ekim 25, 2009

Ne Hissediyorsunuz?

Geçen hafta dersteyiz, Amerika'da lisans ve yüksek lisans yapan hocamız oradaki insanların nezaketinden ve insana saygısından bahsediyor."Orada insanlar bir kuyruk gördüğünde en öne geçmeye çalışmaz, gider en arka sıraya sırasını bekler. Burda ise bir bakıyorum adamın hiç umrunda değil, seni görmezden gelip en öne geçmeye çalışıyor ve ben bunu anlamıyorum. Yani bir insan hangi duygularla bunu yapar? İçinizde bunu yapan varsa şu an bana bunun mantığını açıklayabilir mi? Bunu yaparken ne hissediyorsunuz? Bir insan hangi güdüyle böyle birşey yapar?" Sonra ekledi; "Tabi kimse çıkıp ben yapıyorum demez..."

Ardından konu nasıl olduysa tüketim toplumuna, kampayalara ve insanların bu kampanyalara dikkatini çekmeye geldi. Hoca başladı "Geçenlerde Eskişehir younda bir alışveriş merkezi açılmış-ben severim böyle yeni açılan yerleri görmeyi- gittim gezdim. Elektroworld denen bir yerde alışveriş merkezinin açılış günü şerefine kampanya ilan etmişler. Tüm fiyatların diğer marketlere göre çok daha ucuz olduğunu iddia ediyorlar. Ben cimriyimdir, öyle herşeye çok para vermem ama neyin nerde kaça olduğunu falan hepsini bilirim. Bir baktım bir izdiham, millet kuyruğa girmiş, harala gürele kendisine sıra gelmesini bekliyor. Ben tabi bi yolunu bulup girdim içeri." Tam da o anda aynen şunu dedim: "Ne hissettiniz hocam?"

Hocayla birlikte tüm sınıf kahkahalara boğuldu:))))) Ve hoca gülümseyerek, sorumun cevabını vermeden derse devam etti...

Cumartesi, Ekim 24, 2009

Boyun Ağrısı



Aslında tam boynum da değil. Sol omzumun biraz boynuma doğru olan kısmı diyebiliriz. 2 gündür o kadar kötü ağrıyor ki sanki birisi oraya tornavidanın ucunu dayadı, arkasına da çekiçle de vuruyor... Dün gece uyutmadı beni bu ağrı resmen! Bugün de tam ders anlatırken bir tuttu ki anlatamam... Eve gelip sıcak kompres uyguladım hemen, boyun hareketlerimi yaptım. İnşallah ciddileşmeden düzelir, birkaç günlük yorgunluğun bedelidir yalnızca diyorum...



Fotoğraflar geçen haftadan...

Salı, Ekim 20, 2009

Cumartesi, Ekim 17, 2009

İyi ki Doğdum!

Neslihan; 23 yılın 13'ü sensiz geçseydi nasıl olurdu tasavur bile edemiyorum... Hayatı paylaşmanın ne demek olduğunu çok güzel tecrübe ettim seninle, iyi ki varsın! Eeğer benle yaşlanmak istiyorsan, yandın:):)

Eda; Leylasin meylasın ama gerçekten "dost"sun:) O çılgın hallerinle, tavılarınla, msnde gece gece yazdığın komik laflarla beni kahkahalara boğduğun için, beni pıtırın olarak sevdiğin için çok teşekkürler! Ben hep senin pıtırın olucam, söz:)

Kerim; Tamam Keri, kabul ediyorum, 23 yaşındayım:) Ama hala senden daha çıtırım:)))
Dünyadaki en güzel huylu insan! Adı geçince bile güldürebilen... Ne mutlu bana ki seni tanıdım... Bu dünyada hala güzelliklerin ve güzel insanların olduğunu gösterdin. Süpersin!

Mehmet; Lisedeydik, ufacıktık, top oynadık acıktık, büyüdük, Leman'a gittik doyduk:) Bugün Eskişehir'de de olsan, dünyanın öbür ucunda da olsan biliyorum ki aslında hep Ankara'dasın ve istediğim her an yanımdasın. Her yaşımda yanımda olmalısın!!

Aytuna; "Serde erkelik var ağlayamam" diyen melek kişi... Şu çılgın arkadaşını her zaman şımartmayı becermiş, her zaman en acımasız ve en samimi olabilmiş canım dostum! Biz 70 yaşına da gelsek şu kızları hala anlayamayacağız:)))

İrem; Sinirlenince çok tatlı oluyorsun:) O nerden bulup çıkarttığını bilmediğim insanı gülmekten öldüren laflarınla hep hayatımda ol, olur mu:):) Her zaman o dobra, çılgın ve akıllı İro ol!

Hepiniz, bugün ki "ben" olmama büyük katkı sağladınız. Sizi çok seviyorum. İyi ki Varsınız...

Veeee... Ailem;
Beni bu kadar özgüvenli yetiştirdiğiniz, her zaman arkamda olduğunuzu gösterdiğiniz, bu kadar aklı başında ve olgun olmamı sağladığınız, beni pamuklara sarıp ama yine de çelik gibi güçlü kıldığınız için, hayatımın maddi manevi sponsoru canım anneme, babama ve ablama çok teşekkürler...

Perşembe, Ekim 15, 2009

Mankeden Oyuncu Olur-Muş!







Hep mankenden oyuncu mu olurmuş, o kadar eğitimli insanlar bile "ben oyuncuyum" demezken, bunlara ne oluyor derdim. Fakat Kıvanç Tatlıtuğ Aşk-ı Memnu'yla gerçekten bir oyuncu olduğunu ispatladı.



Çarşamba, Ekim 14, 2009

Kevin Costner'a Noluyo?

Kürt açılımını destekliyormuş! Gerçekten çok ihtiyacımız vardı onun desteğine... Hayatında Türklük ne demek Kürtlük ne demek bilmeyen bir adam neden böyle bir destek verme ihtiyacı duydu acaba. Sırf Hollywood yıldızı diye bizim salak medyamız da neden bu kadar bas bas bağırır ki bunu. Gerçi Allah bilir kendileri sormuştur "destek veriyor musunuz" diye. O da bunu demokratik birşey sanıp destekliyorum demiştir- Türkiye'deki demokrasinin ne olduğunu bilmeden...

Yazık Kürtler de "Bak, Kevin bile destekliyo "diyip seviniyolardır herhalde:)

Pazar, Ekim 11, 2009

Demet Şener'in Boynunda Bir Sorunmu Var?

















Yoksa neden insan ezik gibi sürekli sevgilisine yaslanmak veya başını dayamak ihtiyacı duysun ki??

Cumartesi, Ekim 10, 2009

Yazacak Çok Şey Var.. Nerden Başlasam?

Obama'nın nobel barış ödülü beni oldukça şaşırttı... Anne olmayan birinin "yılın annesi" ödülünü alması kadar ironik bence.

Odamda köklü değişiklikler düşünüyorum. İlkokuldan kalma emektar kitaplığım artık bana ve kitaplarıma hizmet edememez oldu. Onunla vedalaşıp daha büyük bir çalışma masası ve üzerine de raflar yaptıracağım. Kitaplardan ayrı geniş bir masa istiyorum. Bunları düşünüyorum da 7/24 dışarda olduğumdan ne gidip masa bakacak zamanım var, ne de bu kitaplığı boşaltacak gücüm.. Netten baktığım kadarıyla birkaç fikir edindim fakat gidip kendi gözlerimle görüp ölçüp biçmem gerekecek.

Bu arada okumam gerekenler listesi gittikçe artıyor.. Dersle alakalı olsun, insanların önerdikleri olsun.. Birkaç tane daha ben olsaydı da okuyup okuyup birbirimize anlatsaydık. Bir kitapçıdan çıkarken moralim bozluyor, bunları okumaya ömür mü yeter be diye. Hani bazı insanlar vardır ya, evin duvarları raflardaki kitaplarla kaplıdır. O kitapların hepsini okuyup okumadıklarını, eğer okudularsa ne ara hepsini okudular hep merak etmişimdir.

Şu sigara içme yasağı yine biz sigara içmeyenleri vurdu be kardeşim! Sigara içenler içerde içemiyo diye bizim de bi tarafımız donuyo afedersiniz. Zaten 4 mevsim ısınmayan ayaklara sahibim, bir de Ekim'in ortasında dışarda oturmak fena koyuyor bana. Hapşırmaya başladım bile!

Pazartesi, Ekim 05, 2009

Ve Dönem Başlar...


Yeni eğitim öğretim dönemi hepimize hayırlı olsun! Dün gece "Neden siteye koymazlar şu ders programını, yarın fakülteyi arıyım bi" derken, gördüm ki koymuşlar da ben başka yerlerde arıyormuşum meğer... Ne bileyim kardeşim kırk tane sayfa, kırk tane birim... Neyi nerede kimden öğreneceğimi şaşırdım. Yok enstütü sayfası, yok bölüm sekreterliği, yok fakülte dekanlığı, hepsi bambaşka yerlerde, farklı işler yürütüyor. Lisanstayken bölüm sayfasından ulaşırdık her bilgiye. Hey neyse, sabah karga kahvaltısını yapmadan düştüm yollara, ulaştım sınıfıma


İlk yıl bilimsel hazırlık okuduğum için 1. sınıflarla iki ders alıyorum. İkisi de aynı hocadan. Kendisiyle bugün tanıştım, şimdilik herşey gayet güzel görünüyor. On beş kişilik sınıflara alışınca şimdi biraz değişik geldi tabi. Aslında normal olanı bu, üniversite dersliği kalabalık olur ki derste olduğunu anlayabilesin. Ne öle on beş kişi kreş gibi:)))


Çıkışta da hemen koşa koşa gidip ders kitabımı aldım, okumalara başlıyoruz yani-ara verip öğrenciliğie dönmek nasıl bir duyguymuş görücez..


Ardından da geçen yıl birlikte çalıştığımız arkadaşlarla buluştuk. Herkes şimdi farklı yerlerde, hepsinin farklı telaşları var. Ortak temenni: geleceğin hepimize kendi alanında güzel günler göstermesi...

Perşembe, Ekim 01, 2009

Ferrarisini Satan Bilgeymiş, Peah...

Bu kişisel gelişim kitaplarının komiklği beni öldürecek! Adam Ferrari'sini satmış, bilgeliğe doğru Hindistan'a yol almış... Öncelikle Ferrari'sini satana bilge denmez, şuursuz denir! Bilge olmak için arabayı satmak şart değildir, insan arabasıyla da bilge olur. Yaya bilge olunca daha mı etkileyici oluyo, anlamadım...

Öyle Ferrari'yi satıp, ulan ben çok gezdim, biraz da açık alanlara yayılalım demekle olmuyo. Bir gün kalp krizi geçirip hayatın anlamını keşfetmek güzeldir. Her şerde bir hayır vardır nitekim. Çünkü insan kaybetmeden anlamaz elindekinin değerini... Ne güzel cebim para dolu dersin, Allah çarpar tokadı harca şimdi paranı da görelim der. O zaman yaşadığın hayatın ne kadar da boş olduğunu anlar Hindistan'a kadar yol alırsın.

Kalp krizi geçirip, malını mülkünü satıp Hindistan'da sözüm ona bilgelik yolunda ilerleyip, memlekete dönüp yaşam koçluğu yapma hevesindeki bir adamın bilgeliği benim bilgelik inancımı derinden sarsar. Yiyosa evladını kaybetsin, 3 yaşında babası tarafından terk edilip daha o yaşta evin direği olmaya itilsin, kış günü meteliksiz ve ayağında lastik ayakkabılarıyla ordan burdan kitap bulup okumaya çalışsın, karnını doyuracak bir lokma kuru ekmek için günlerce sabretsin ama yine de Allah'a şükretsin de ondan sonra bilgelikten bahsetsin. Zira, başına kötü bir şey geldiğinde bile haline şükredebilendir asıl bilge, çünkü biz farkında olmasak da o aslında çok güzel birşey olabilir...