Pazartesi, Eylül 28, 2009

Limon Ağacı


Amerikalı yazar Sandy Tolan tarafından bir radyo belgeseli olarak hazırlanan Limon Ağacı daha sonra yazarın arkadaşlarının da tavsiye ve desteğiyle tarihi bir romana dönüştürülmüş. Aslında tarih kitapları okumayı pek sevmem, ama okuduğunuz şeylerin bir zamanlar gerçek hayatta yaşandığını bilmek başka bir şekilde bağlıyor sizi kitaba...Kitabın nerdeyse ilk yüz sayfası oldukça sıkıcıydı diyebilirim. Fakat okudukça anlıyorsunuzki o tarihi bilgileri vermeden bu romanın da bir anlamı kalmazmış.


İsrail kuşatmasıyla evini ve bahçesindeki limon ağacını terketmek zorunda kalan Beşir ve daha sonra o eve taşınan Dalia etrafında gelişiyor tüm olay örügsü. Birbirine düşman iki farklı dinden, milletten ve topraklardan gelen iki insanın nasıl da dostluk kurabildiklerini, aslolanın milliyetçilik veya dindarlık değil tamamen evrensel bir insancılık olduğunu anlatıyor aslında Tolan.


Anne babasını kaybeden Dalia evlenip bahçesinde limon ağacı olan evi boşaltmak zorunda kalır ve Beşir'in de isteği üzerine bu ev Filistin'de yaşayan Arap ve Yahudi çocuklarının kreşi olur. Birlikte yetişen bu çocuklar Beşir'in babası Ahmed'in yıllar önce elleriyle diktiği limon ağacı kuruyunca, birlikte yeni bir limon ağacı diker, sular ve onu birlikte yetiştirmeye karar verirler.


Yıllar önce başlayıp hala devam etmekte olan Filistin-İsrail sorunun öncesini ve sonrasını çok güzel bir dille anlatan, bitirdiğinizde boğazınızın düğümlendiğini farkedeceğiniz bir kitap.

Cumartesi, Eylül 26, 2009

NO SMOKING

Bugün liseden arkadaşım Aysun geldi çıkışıma, birlikte bi yerlerde oturup kahve içelim dedik. Bizim evin yakınlarında bir cafeye gittik. Sohbet muhabeet derken laf eski günlere geldi. Bu deli Aysun lise birinci sınıftan beri keş gibi içer. Aynı üniversitenin farklı bölümlerini kazandık. Arada karşılaşıyorduk ve her görüşümde elinde muhakkak bir paket olurdu. "Of Aysun, ne zaman bırakcaksın ya" dediğimde "Tamam lan, valla zaten içmiyorum bırakcam söz" derdi. Bir de efedir öyle herkese laf söyletmez, karıştırmaz. Ağzının payını verir oturtur istediğini. Ama beni çok severdi, ben de onu... Ben bıraktığımda baca gibiydi, baktım hala değişmemiş!

Lisedeyken bir gün bunlar bir arkadaşla girdiler tuvalete pofur pofur tüttürüyorlar. Ben de malum her tenefüsü orada geçirdiğimden yine oradayım. Birden kısık sesle yanaştım bunların kapıya "Aysun nöbetçi hoca geliyo, çıkın çabuk!" dedim. Bunlar alı al moru mor, bi yandan sigaraları söndürmeye çalışıyolar, bir yandan elleriyle dumanları dağıtmaya çalışıyorlar, eller kollar biribirine girmiş çırpınır vaziyette... Ben bunların o halini görünce koptum tabi:) Bunlar da anladı ki hoca moca yok başladılar bana sövmeye:)))) Zar zor saklayıp zor koşullar altında içtikleri biricik nadide sigaraları daha yarısna gelmeden sönmüştü:)) Umrum olmadı tabi, "oh iyi oldu size" diyip gittim.

Başka bir gün, yine onlar sigara içmekte ben de çıktım ellerimi yıkıyorum. "Zuzu bi gelsene" dedi. Önemli bişey dicek heralde "Ne oldu ?"dedim girdim bunun içinde olduğu tuvalete. "Çeksene bi fırt" dedi bu bana, yaklaştırdı ağzıma sigarayı. Ben de Burhan Altıntop edasıyla "Yok yeaaa" dedim çıktım tuvaletten. "Aferin lan, istesen de vermicektim zaten salak, kendim kurtulamıyorum şu illetten, bi de seni bulaştırır mıyım" dedi. Adım gibi biliyorum cidden bulaştırmazdı da.

Hala kurtulamamış olmasına cidden üzüldüm. O güzel cildi bozulmuş, rengi değişmiş, sesi çatal çatal olmuş, sürekli öksürüyor. Allah içen herkesi kurtarsın, içmeyenleri de bulaştırmasın şu belaya diyorum.

Çarşamba, Eylül 23, 2009

Bayram Dönüşü

Üç günlük gezimiz gayet güzel ve eğlenceliydi. Öncelikle Ürgüp'e gidip peri bacalarını gezdik. Doğal güzellikler oldukça cezbediciydi. Bazı peri bacalarının cafe veya otele dönüştürüldüğünü gördük. Zaten meşhur dizi Asmalı Konak'tan sonra daha da bir kâr amacı gütmeye başlanmış burda. Herşey ve her yer nasıl turist çekeriz, nasıl para kazanırız derdinde.


Yerli turisr pek olmasa da yabancı turistler tezgahlarını açıp bekleyen esnafın yüzünü güldürmeye yetti sanırım.Ürgüp ve Avanos'tan sonra Göreme'ye bir bağa gittik. Üzümler neredeyse olmuştu, elmalar kıpkırmızıydı. Bolca üzüm, elma, kuşburnu ve alıç toplayıp yedik. Hormonsuz, katkı maddesiz doğal ürünleri dalından koparıp yemek süperdi!

















Bayramla birlikte soğuk hava da iyice kendini göstermeye başladı. Üzerimizde kat kat hırkalarla gezdik ama yine de herşey çok güzeldi.




Pazar, Eylül 20, 2009

3 Günlük Gezi

Geçen gün Eda'lara iftara davetliydim. Gittiğimde annesi işten yeni gelmişti fakat yarım saatte muhteşem yemekler döktürdü bize , sağolsun. Afiyetle hep beraber yemeğimizi yedikten sonra Eda'nın yaptığı süper pastadan tatdık. Bu arada Eda'nın babası Köksal amcanın sağ kolu seçildim:) Masadaki ufak çaplı takılmalarda onun yanında olmam ve bir çay servisi beni bu rütbeye taşıdı diyebilirim. Güzel bir iftar yemeğinin ardından hoş sohbet eşliğinde çaylarımızı içtik. Eda benim lise hazırlıktan arkadaşım, yani nerdeyse 10 yıllık bir tanışıklığımız var fakat ailesiyle tanışma fırsatım hiç olmamıştı. Kendilerini tanıdığıma gerçekten çok memnun oldum. Ardından Burak ve Eda beni durağa bıraktılar ve otobüs gelene kahkahalarımızla resmen tüm Eryaman'ı inlettik:) Deli Burak öldürdü bizi gülmekten:):)

Yarın kısa bir bayram gezisi düzenledik ve 3 günlüğüne Kapadokya, Ürgüp ve Göreme turu yapacağız. Yurdun genelinde hakim olan yağış bizi vurmaz diye ümit ediyoruz ve herkese iyi bayramlar diliyoruz..

Cuma, Eylül 18, 2009

Devlet Üniversitesine Hoşgeldiniz

Dünden sonra lisans yağtığım üniversiteme gidip yerleri öpmek gldi içimden. Herşey ne kadar da tıkırındaymış meğer orda... Ya gerçekten anlatmak isterdim ama yazarken tekrar sinirlerim bozulacağı için ayrıntıya girmeden öğrenci işlerinden de, bölüm sekreterinden de, dekanlığından da, enstitüsünden de, fakültesinden de bir günde bezdiğimi belirteyim. Herkesin gözü saatte, işten ayrılacağı saati sayıyor. İş yap deyince kimsenin bir bilgisi yok! Sanki o fakültede yüksek lisans programı ilk ez açılmış, ilk öğrencisi de benim! Bir soru soruyosun herkes birbirine bakıyor, o ona yönlendiriyor. En iyi yaptıkları şey birilerinin telefon numaralarını vermek. Tam seviniyorsun, oh hallederim bunu arayıp diyorsun ki o allahın cezası telefonlara cevap veren olmuyor! Kayıt zamanı, üniversitenin en yoğun dönemi fakat kimse odasında değil!

Neyseki sevgili enstitü 5 gün önce siteye koyması gereken bilgileri bugün koydu da işlerimi kısmen de olsa helledebildim. Darısı 28indeki danışman onayına....

Pazartesi, Eylül 14, 2009

Güzel Bir Gün

Yaklaşık 800. denemeden sonra açıldı sayfa neyse ki!
Bugün yüksek lisans kaydı için gerekli işlemleri yapmaya başladım. Öncelikle süper bir şans eseri hiç beklemeden bankaya paramı yatırdım. Uzun bi süre beklerim diye düşünüyordum ki banka bana sürpriz yaptı ve 2dkda hallettim işimi. Yıllarca dolarları bayıldıktan sonra devlet üniversiteli olmak pek güzel geldi açıkçası:)
Ardından, savcılıktan temiz kağıdı almaya gidcektim ki baktım öğle arası oluvermiş. O arada hemen liseden arkadaşım Gamze'yi aradım. Kendisi tam da Kpss sınavının olduğu sabah tam da sınava grerken msj atıp başarılar dilemiş, tatilden döner dönmez görüşmemiz gerektiğini, anlatacak ve paylaşacak çok şey oluğunu söylemişti. O arada peş peşe tatile gittiğimiz için bir türlü görüşememiştik. Neyse hemen saat ayarladık ve Gamze de atladı geldi yanıma ve uzun süre görüşememenin acısını çıkarttık. İnsan gerçek dostluklar kurduktan sonra anlıyor ki, eğer temel sağlamsa nerede bırakırsan bırak, görüştüğünde veya sesini duyduğunda herşeye kaldığı yerden devam edebiliyorsun... Uzun uzun sohbet ettik Gamze'yle, eskileri yadettik, hayallerden bahsettik. Hava o kadar güzeldi ki bugün. Ankara'yı gezmenin işte tam zamanı dedim kendi kendime. Çünkü 1 aya kalmaz o iğrenç soğuklar tüm griliğiyle gelir!

Öğle arası bittikten sonra- bu arada öğle tatilleri benim bildiğim 1 saatti, 1.5 olmuş! belki ben yanlış biliyordum- birlikte gidip temiz kağıdını da aldık. Geriye bir tek yarın muhtardan ikametgâh alıp kayda gitmek oldu. Ardından ders seçimi yapılır ve dönem başlar. Da da da dam! :)

Pazar, Eylül 13, 2009

Rüyam

Evin içinde patlamak üzere olan tüp görünümünde bi düdüklü tencere vardı. Yani bakıldığında minik piknik tüpü fakar üstü düdüklü tencere kapağı gibi. Neyse bundan acayip bi ses geliodu. Ben de şunu evden dışarı çıakrtıyım, neredeyse patlayacak diyordum. Tüpü aldım, verandaya götürdüm, bi masaya veya tabureye falan koymadım. Tüp havada öylece asılı kaldı. Kapıyı huzurla kapattım. Oh nasılsa artık evde patlayamaz, dışarda ne olursa olsun diye...

Cumartesi, Eylül 12, 2009

Gerçekten 12 Dev Adam!

İspanya maçına kadarki tüm maçları zaten almıştık da, bizim Türk milletinin huyudur, iki başarı gösterir hemen şımarır diyecektim ki bugün İspanya karşısında mükemmel ötesi oynayan 12 dev adam beni mahçup etti... Bir de Hido o geri pas hatasını yapmsaydı ne de süper olurdu! Resmen alın siz atın der gibi oldu ama neyseki yırttık paçayı da 63-60 aldık maçı. Maçlar Ankara'da fakat gidemiyorum. Neden;? Çünkü merdivenlerde bile yer yok! Artık pencereme astığım Türk bayraığm ve evdeki tezahuratlarımla yetinecek sevgili dev adamlar, yapacak birşey yok:)

Bu arada pazartesi günü yılın 9376212083. adli sicil kaydını alıyor olmak beni derinden yaralıyor... Kalksın artık şu zımbırtı! Temiz benim sicilim!

Perşembe, Eylül 10, 2009

Alt Katta Oturanlar Üst Komşuda Kalsın

İstanbul'u basan selden sonra cuma günü Ankara'yı da böyle bir tehlike bekliyormuş. Sevgili belediye başkanımız İ. Melih Gökçek'in halkına tavsiyesi şu: "Sel biz uykudayken gelebilir, ne zaman yağmur yağacağı belli olmaz, o yüzden alt katlarda oturanlar üst komşusunda kalsın." Gerçekten hayretler içindeyim. Stand up gösterisindeki bir espiri gibi... Bunun ancak geyiği yapılır, dalga geçilir, gülünür alay edilir. Ama bir belediye başkanı basın mensuplarını çağırıp, kameralar karşısına geçip böyle açıklamalar yapabiliyor. Biraz daha konuşsa apartmanda oturmayanlara da gece çatıya çıkmayı önerirdi herhalde.

Yani kırk yıl düşünsem böyle bir çözüm önerisi aklıma gelmez. Demekki benden belediye başkanı olmaz! Allah herkese bu zekayı ve mantığı nasip etmiyor tabi. Ancak koskoca bir başkentin belediye başkanı diyebilir bunu... Kendisinin 2 yıl önceki yaz kuraklığı ve susuzluk karşısındaki önerisi de Ankara'yı terkedip tatile çıkmaktı. Ölür müsün, öldürür müsün ?

Ben bu gece çatıdayım :)

Pazar, Eylül 06, 2009

Bot Kaloriferi

Benim gibi ayakları hiç ısınmayanlar için gayet güzel bir ürün! Yeni tanıştığım http://www.markafoni.com/ adresinde keşfedilmiştir.

Perşembe, Eylül 03, 2009

Baykuş

Sabah 5'e kadar oturup 8.30'da da kalkıp işe gidince tüm denge bozuldu tabi. Gel eve uyu, sonra gece uyuyama... Baykuş hayatı yaşıyorum yani bu sıra. Bir gün kendimi tutup öğleden sonra uyumasam geceleri mışıl halimi alıcam ama işte...

Eylül geldi yaz bitti:( İstemiyorum ben kalın şeyler giyip üşümeyi. Yaz ne güzeldi...

Aşk-ı Memnu yeniden ekranlarda! Amerikalı bir arkadaşıma "Aşk-ı Memnu'yu izliyor musun ?"dediğimde "Ne? Aşk-ı Memo mu?" demişti::::) Yerlere yatıp tüm koridoru inletmiştim resmen:) Neyse başladı ama yaklaşık 1 saat özet verdi. Özet değil, geçen bölümü aynen yayınladılar diyelim. Nihal liseyi bitirdi diye küçük Bihter olmak zorunda mı? Sabah kalk, her an bir düğüne çağırılabilme ihtimaline karşı baştan aşağı ful makyaj, abiye elbiseler, yapılı saçlar dolan ortalarda... Sade Nihal daha iyiydi.

Çarşamba, Eylül 02, 2009

What the Bleep Do We Know?

Düşünce gücü

Kuantum fizik

Geçmiş ve gelecek

Hayaller

Rüyalar

Uzay

Moleküler yapı

Atom

Yaşam

Çağrışım



İzlenmeli.