Pazartesi, Ağustos 31, 2009

Ayşe Olmanın Zamanı Geldi!

Saç bakım ürünleri ve duvar boyası markası olarak kullanılan adım şimdi de bir kombi markası oldu! Eskiden nadiren duyulan bir adım vardı benim, şimdi ise abidik gubidik şeylerin marka ismi olmuş:) Hep o Ilgın Olut ve TRT'deki Bizim Evin Halleri dizisi yüzünden!

Kardeşim ahenkli uyumlu anlamına gelen bir addan nasıl kombi markası olur ya? Ahenkli kombi???

Adımı gerçekten Ayşe olarak değiştirmenin zamanı geldi sanırım...

Pazar, Ağustos 30, 2009

Bitti


Kapağına bakıp bu kitabı bir aşk romanı sananlar fena halde yanılırlar. İçinde aşkın değil sadece insanın "kendisinin" olduğu bir kitap. Üniversitelerin Felsefe bölümlerinde büyük ihtimal okutuluyordur. Çünkü baştan sona kadar bir felsefe kitabı. Ways of Reading dersinde bahsetmiştik ama okurken keşke bunu derste okuyup inceleseydik diye düşünmeden edemedim. Hem felsefecilerin hem de edebiyatçıların kesinlikle okuması gerekir. Bir de kendini arayanların... Nietzsche'nin aforizmalarının her biri "nasıl yaşanır?" ve "kendin olunur ?" dersi veriyor. Hayattaki seçimlerimizi biz mi yaparız yoksa seçilenleri mi yaşarız, hayat mi bizi yaşar biz mi onu ikilemi...

Lamure


Yeni tanıştığım bir edebiyat dergisi. Her ay farklı bir konuyu ele alıp, o konu üzerinden eserler yayımlıyor. Benim aldığım sayının teması aynaydı. Ayna üzerine yazılmış şiirler, hikayeler ve denemeler vardı. Her eserin ardından yazarı veya şairin yaşamı ve edebi kariyeri hakkında bilgi vermesi çok hoşuma gitti. Örneğin; Sylvia Plath'ın lezbiyen olup, mutsuz bir evlilik yaşaması, çocuklarına süt ve bisküvi verip, kafasını fırına sokup intihar etmesi gibi...


Üniversitedeyken Introduction to Poetry dersinde gibi hissettim kendimi. Yazarı hakkında birşeyler bilince, eserle daha iyi bir iletişime giriyor okuyucu. Hangi dönemde yaşadığını bilmek, o dönemle ilgili bilgi edinmek, akımlar, o yazarın çağrdaşları kimlerdir ?, onlar hangi akımlardan etkilenmişlerdir ?, diğer sanat dalları o çağda birbirini nasıl etkilemiştir ?... Bunların hepsi bir eseri çözümlemede önemli yer tutuyor.


Bir de, Lamure her ay bir kitap hediye ediyor.

Perşembe, Ağustos 27, 2009

İclal Aydın Kitap Yazmasın

Devrik devrik cümleler kurmalar, analı babalı şiirler yazıp ağlamalar, başı sonu olmayan garip garip kitaplar. Bua kadınla anlaşma yapan yayınevilerine şaşıyorum. Nasıl olur da bu kadın bu kadar saçmalar, ve bu kadar saçmalık piyasaya sürülüp otada çok matah bir "eser" varmış gibi binlerce satar...

Bu kadının kitaplarına tonlarca para verenlerin elinden bir tane bile dünya klasiği geçti mi acaba? Artık, yazdığı gereksiz sözcüklerle dolu onlarca yazıyı her gün bir programa çıkıp ğlaya zırlaya okur. Kenisini konuk edenler de methiyeler dizip durur, o da insanın acıyla olgunlaştığı, her sene bir koca eskitmenin insanı derinden sarstğından falan bahseder...

Aman, bana neyse! boş kafalar kafalarını boşluklarla doldurmaya devam etsinler. Bugün Melih'le buluştuk. Kendisi buluşmaya geç kaldı ve bunun üzrine ben de aradım bunu. Sanki 2 dk'ya ordaymış gibi "birazdan ordayım" dedi. Bu "birazdan"ın üstünden yaklaşık 10 dakika sonra varabildi kendisi... Neyse kilo almış, adama benzemiş:) iyi gördüm kendisini.

Pazartesi'den sonra güzel haberler vermeyi dileyip, sahneyi terkediyorum...

Pazar, Ağustos 23, 2009

İftar Yemeği

Bugün siteden arkadaşlarla iftar yemeği yedik. Aslında dışarda iftar yapmayı pek sevmiyorum. Ev gibi sıcak, daha özel bir alanda, bizbize tadında iftarlar daha hoşuma gider. Bir de ister istemez ev yemeği yemek isrtiyor insan...

Neyse Tunalı'da buluştuk ve Cambo'da süper lezzetli İnegöl köfteler yedik. Bol sohbet ettik hatta sohbet o kadar koyulaştı ki ordan Emel'in evine geçip tiramisu ve çay eşliğinde devam ettik sohbetimize. Minicik ama bir o kadar da şirin olan balkonda, Ağustos rüzgarı eşliğinde bolca eğlendik.

Yarın büyük ihtimal evdeyim , belki Memet ve Eda'yla bukuşup birşeyler yapabiliriz. Tamamen yarınki ruh halime ve evden çıkmak isteyip istemememe bağlı... Şimdi gidip biraz kitap okuyayım.

Ramazan Geldi Hoş Geldi

Çok seviyorum Ramazan ayını! İçim böyle bi huzurla doluyo.. Kulağın ezanda, bekliyosun. Bu yıl yaza da denk geldiğinden bahçede iftar yapıyoruz süper oluyo. Sanki herşeyin tadı daha bir lezzetli gelio...


Bugün Eda'yı çağırdım iftara. Kendisi her yere olduğu gibi iftara da geç geldi. Biz yemiştik o geldiğinde... :) Yarın siteden arkadaşlarla iftar programımız var, Salı günü de lisedeki sınıfımızla. İftar yemeğini bahane edip yıllardır görüşmediğimiz akadaşlarımızla hasret giderelim dedik. Hepsiyle bi şekilde görüşüyoruz ama yüzyüze görüşmek bambaşka!


Bu arada Limon Ağacı sırasını Nietzsche Ağladığında'ya kaptırdı. Bu bitince İnşallah Limon Ağacını da okuyacağım. Bugün tvde filmine rastladım. Daha kitabı okumadan izlemek isemediğimden değiştirdim kanalı. Önce kitap, sonra film bence.


Heralde hemen herkes Nietzsche'nin bir filozof olduğunu ve Tanrı'yı reddettiğini, "God is dead."dediğini biliyordur. Geçen gün birinin üstünde şöyle bir t-shirt gördüm: Önünde "God is dead" Nietzsche, arkasında da "Nietzsche is dead" God yazıyordu. Çok beğendim:) Güldüm kendikendime:)

Çarşamba, Ağustos 19, 2009

Main Board

Şu laptopların mainboarduyla ne alıp veremediğim var ben de bilemiyorum... Geçenlerde laptopımın arızalandığını yazmıştım. O gün bugündür laptop hala serviste, garanti kapsamında tamir edilmeye çalışılıyor. 30 iş günü dolduktan sonra hala mainboard gelmemiş ve yenisi takılmamış olursa yenisini isteme hakkım doğuyormuş. Tabi yeni mainboarddansa yeni laptopı tercih ederim:)

Şimdilik emektarla idare ediyoruz...

Yeni gelen mainboarda gözüm gibi bakacağıma söz veriyorum:) (İzci sözü)

Pazartesi, Ağustos 17, 2009

Limon Ağacı

Bu yazın en okunan kitabı şüphesiz Elif Şafak'ın Aşk'ıdır. Sahilde kimi kitap okurken görsem, ne okuyor diye baktığımda çoğunlukla Aşk'ı gördüm. Aşk okumayanlar ise Limon Ağacı'nı okuyorlardı. Geçenlerde gittiğim bir kitapçıda hemen girişte gördüm onu da. Elime aldım inceledim, konusu epey hoşuma gitti. Best Seller kitaplardan hiç haz etmem aslında ama Limon Ağacı'nı alıp okumak gerek diye düşündüm. Netten forumlara da bakınca kesinlikle alıp okumaya karar verdim. Okuduktan sonra düşüncelerimi yazarım buraya. Şimdi yatmam gerek, bye.

Kış Gelmeden Neler Doğar

Yarın iş yerine gidip şu 3 haftalık kursun ders programını alıcam. Yüksek lisansa başladığımı söylediğimde belki almaya gerek bile kalmadan istifa dilekçemi imzalayıp geri dönerim:) "Yok hayır biz öyle senin ders saatlerine göre program yapamayız" derlerse, tamam o zaman hadi bye diyip gelicem. Eğer olgunlukla karşılayıp, "Tabi ki hocam ne demek yeter ki siz okuyun" derlerse alıyım programımı canım dicem:)

Ordan Eda'yla kısa bir Ankara turu yapma planımız var:) Bir uçtan diğer uca gidip bazı işleri halletmemiz gerek. Ah büyük şehir, seni sevmiyorum! Bakalım artık, hayırlısı olsun. Ardından kendisini dış ticaret kursuna yolcu edip eve dönücem. Havalar hafif soğudu gibi, hırkasız bahçede oturamıyoruz. Hele ki benim gibi ayakları her daim buz olanlar iç çorap şart. Kış gelmesin ben yazı çok seviyorum, ayaklarım daha da fazla üşümesiiiiiiin...

Cumartesi, Ağustos 15, 2009

Hayvansevmez

Kardeşinin emanet ettiği balığın suyunu 1 hafta değiştirmeyen ve yem vermeyen bir arkadaşa sahibim. Hayır yani evde bir canlı yaşar ve diğer canlı onu nasıl unutur? Hani en akıllı hayvan insandı?? Diyelimki unutkansın, gerçekten aklın bi karış havada falan (gerçekten de öyledir,lisede ödevlerden ve sınavlardan en son haberi olacak kadar Leyla, olsa da unutacak kadar şaşkındı:) da nasıl gayet pişkin pişkin msn üzerinden "ay can çekişiyo" dieyebiliyosun? Zaten 1 hafta sonra hayvanı hatırlamış ama yine suyunu değiştirememiş, pek hassas hasbam. Kardşinin arkadaşını çapırmış da ona değiştirtmiş. Bir de bana çemkiriyo ordan "Suyu nasıl kokuyo sen biliyo muun?" diye. O su kokana kadar sen nerdeydin acaba. Hayvan gene iyi dayanıklıymış ki 1 hafta yem yemeden aç susuz bi şekilde içine kakasını yaptığı suda yaşayabilmiş.

Sen kullarına akıl, fikir, vicdan ve hayvan sevgisi ver Ya Rabbim!
Kamuran balığa acil şifalar diliyorum...

Cuma, Ağustos 14, 2009

Maraton Başlıyor Gibin

Akşam Ankara'ya dönüyorum artık. Cumartesi günü kısa bir Kızılcahamam ziyareti yapıp ordan yine Ankara'ya geçeceğim. Pazar günü arkadaşım Eda'nın nikah töreni var. Bir mani çıkmazsa gideceğim İnşallah. Haftaya iş başı yapma zamanı. Haftada 3 hafta süren haftada 4 günlük bir kurs vereceğiz. Tatil modumdan çık mı? Hayır. İşe gitmek istiyor muyum? Hayır. Daha okumak istediğim nice kitaplar, yapılacak nice şeyler varken bu apar topar işe çağrılma olayından pek hoşlanmadım. Galiba koşturmacalı günler beni bekliyor yeniden... Eylül'de daha da yoğun günler yaşıyor olacağım. Haftada 2 gün okula, 6 gün işe gitmek nasıl bir duyguymuş göreceğiz bakalım. Pek hoş olmasa gerek. Belki iş hayatından kısa bir mola ister, eskiden olduğu gibi sadece öğrenci olduğum o güzel günlere geri dönerim. Şimdilik bilemiyorum. Yaşayıp göreceğiz...

Çarşamba, Ağustos 12, 2009

Puzzle Nasıl Yazılmalı?

Türkçe'de puzzle diye bir kelime yok. Hiçbir Türkçe sözlükte bu kelimenin anlamını bulamayız. Fakat İngilzice bilmeyen hemen herkes "puzzle" dendiğinde ne demek istendiğini anlar. Pazıl diye yazmak olmaz, çünkü öyle yazılan bir kelime ne İngilizce'de ne de Türkçe'de var. Puzzle diye yazarsak kendi dilimize ihanet etmiş olmaz mıyız? Türkçe'de üç sessiz harf yanyana gelmez.

Yap-boz dersek de tam puzzle ın(İşte bunu yazmak bile çok zor. İngilizce bir kelimeye Türkçe takı takarsan böyle birşey çıkar ortaya.) anlamını karşılamaz gibi geliyor. Örneğin, bir olay örgüsünden bahsedip "...parçaları birleştirdiğinde böyle bir puzzle çıkıyor ortaya" derken, puzzle yerine yap-boz demek biraz garip geliyor sanki. Yap-boz bir oyuncak adını çağrıştırırken, puzzle-hele ki bir olayla bağdaştırıldığında- daha ciddi ve ağır birşeyi simgeliyor sanki.

Yine de en iyisi kendisine en yakın karşılığı olan Türkçe kelimeyi kullanmak sanırım.

Salı, Ağustos 11, 2009

Olan Biten

Ablamın atanma durumu dolayısıyla Ankara'da değilim birkaç gündür. Yerleşmeye ve çevreye alışmaya çalışıyoruz. Büyük şehre alışınca buralar garip geliyor insana... Dışarı çıkınca hep tanıdık simaları görüyorsun, herkes birbirini tanıyor zaten. Ama yaşam daha kolay burda. Aynı cadde üstünde herşey; tamircisi, tesisatçısı, marketi, kasabı... 1 saatte tüm işini halledip evine dönebiliyorsun. Ankara'da olsa her işe 1 gün ayırmak gerek...

Yarın sabah erkenden pazara gidip köy ürünleri alıcaz. Köy sütü, yumurtası, tarhanası... Doğayla iç içeyken yararlanalım nimetlerden.

Bu arada evimi özlemedim değil. Zaten tatilden döndüm, birkaç gün sonra buraya geldim. Gideyim ben de evime artık.

Salı, Ağustos 04, 2009

Yeniden Ankara


Ufak bir değişiklik yapıp Kemer yerine Mamaris'e gitmeye karar verdik. Yol uzun ve dayanılmazdı ama sonunda vardık ve o muhteşem doğa ve denize kavuşabildim. Marmaris'in denizi gerçekten de Türkiye'de henüz kirletilmemiş nadir denizlerden. Yalnız balık sayısı orda da gittikçe azalıyormuş, tabi ki sebep bilinçsiz avlanma! Kaldığımız yer gerçekten de bir doğa harikasının tam ortasındaydı! İncir ve mis gibi kokan günlük ağaçlarının altında hiç şemsiyesiz güneşlenebilmek, denizden etrafa baktığında yalnızca yemyeşil orman görmek ve şezlonglarda uzanırken tepenizdeki ağaçlarda sincapların oynaştığına tanık olmak herkese nasip olmaz! Dönmek zor oldu, ama zanamı gelmişti artık. E bir süre sonra insan evini de özlemiyor değil. Darısı seneye yaza...