Pazartesi, Mart 05, 2012

Aile Olmak

Lisans döneminde birinci sınıftayız, American Drama dersinde -maalesef ki hangi tiyatro oyununu tartıştığımızı hatırlayamıyorum- konu aileye geldi ve hocamız aynen şöyle dedi; "Aile olmak patolojik bir durumdur; siz bütün sevinçlerinizi, üzüntülerinizi, kızgınlıklarınızı ve kırgınlıklarınızı aile bireyleriyle yaşar, en çok onlarla tartışır ve yine en çok onlarla mutlu olup, tüm tartışmaların ardından birbirinize eskisi gibi davranabilirsiniz. Başka hiçbir ilişkide bu durum yaşanmaz, çünkü hiçbir ilişkide bağlar bu kadar kuvvetli değildir."

Cuma, Mart 02, 2012

Salı, Şubat 28, 2012

Trabzon Cephanelik

Bu hafta sonu Trabzon'daydık. Cephanelik'te uzun uzadıya kahvaltımızı yaptıktan sonra, girdiğimize pişman olarak izlediğimiz "1453" filmine gittik. Film dışında her şey oldukça güzeldi. Trabzon'da Uzun Sokak'ı gezmek, deniz kokusu almak, alışveriş yapmak gerçekten çok iyi geldi.

Kapaklarından tavana asılmış kitaplar
Cephanelik'in Trabzonspor!lu kuzusu

Cuma, Şubat 24, 2012

Tom Robbins- "B, Bira"

"Çocuklar İçin Yetişkin, Yetişkinler İçin Çocuk Kitabı"

Tom Robbins adına benim için söylenecek tek kelime var; eğlenceli. Kurmacayı çok zekice yapmasıyla birlikte, gerçeküstü bir kurmaca ancak Tom Robbins'in yaptığı kadar eğlenceli yazılabilir.
Ben bu kitaba bir alışveriş merkezinde randevuma 1-1,5 saat varken vaktimi geçirmek için uğradığım kitabevinde rastladım. Aldım ve buluşma saatine kadar bitirdim. Robbins dili çok güzel kullanmış, tabii burada çevirmen Aysun Babacan'ı tebrik etmek lazım. İfadeler cuk oturmuş diyebiliriz.

Roman, küçük bir kızın biraya olan merakıyla başlayıp, anne, baba ve amcasıyla arasında geçen bira temelli maceralarını sürrealist bir dille anlatıyor.
Şimdi sırada "Ağaçkakan" var. Bakalım aşkı muhafaza etmenin yolları nelermiş.

Çarşamba, Şubat 22, 2012

Kindle Touch

Sonunda kavuştuk! Bu aralar günlerim .mobi formatlı kitaplar indirmekle, pdf ya da epub olanları da .mobi'ye dönüştürmekle geçiyor. Kindle bence düdüklü tencereden sonraki en iyi icat. Tamam, o kağıtlara dokunup kokusunu duymak bambaşka bir haz ama 1400 kitabı içinde saklayan incecik ve oldukça hafif bir e-booktan okumak da oldukça zevkli!

Kindle'ı olup Türkçe kitap indirmek isteyenler
Buraya
Şuraya
-  Yok, yetmez derlerse de Oraya bakabilirler.
İngilizce .mobi uzantılı kitap bulmada zaten sorun yok...

Herkese iyi okunmalar!

Cuma, Şubat 17, 2012

Konya!

Ben Konya'yı çok sevdim. Hiç de anlatılanlar gibi muhafazakar veya gerici bir şehir değil. Bir kere, yollarda bir sürü kadın sürücü gördüm. Gece geç saatlerde bile kadın-erkek herkes çarşıda pazarda. Şehir tam anlamıyla öğrencilere tahsis edilmiş gibi. Neredeyse öğrenciden fazla yurt var, ev kiraları yine öğrenciler için çok uygun. Öğrencinin, memurun, işadamının, kısaca herkesin faydalanacağı yaşam ortamları gayet güzel sunulmuş. Ankara'ya benziyor fakat daha düzlük olmasından dolayı çok daha kolay yaşanır bir şehir. Ankara'daki trafik ve karışıklık orada yok. Kafanızda kendinizce bir kroki çizdiğinizde şehir planını kolaylıkla çözersniz.
Ben sabah 7'de hızlı trenle gittim Konya'ya. Sabahtan akşama kadar neredeyse her yeri gördüm diyebilirim. İlk olarak Sille'ye kahvaltıya gittik sevgilimle. Sille Beypazarını andıran bir mahalle
Sille'den sonra Meram'a gittik. Meram da daha çok villa tipi evlerin olduğu, ama aynı zamanda her kesimden insana hitap edebilecek açık hava çay bahçeleri olan bir yer. Konya'nın en ağaçlı yeri diyebiliriz. Sanırım Meram'ı baharda bir daha görmek daha iyi olacak.
Öğle yemeğimizi aylardır ballandıra ballandıra anlatılan Tiritçi Mithat'taki tiritti. Tirit eskiden benim için evde artan ekmekler bayatlamasın diye yapılan bir değerlendirme yemeğiydi. Bayatlamak üzere olan ekmekleri tereyağıyla ıslatır üzerine et/kıyma kavurur, sarımsaklı yoğurtla yerdim. Yalnız şimdi tirit benim için çooook başka şeyler ifade etmekte. Yaptığım o değerlendirme yemeğine de tirit demeye devam edersem büyük ayıp etmiş olurum. Konya'ya giden tirit yemeden dönmesin!
Tiritlerimizi yedikten sonra önce Şems, ardından Mevlana türbelerini gezdik. Kısa bir anneanne ziyaretinden sonra da Kule Plaza'ya çıkıp Konya'yı kuşbakışı seyrettik fakat sabahtan beri hakim olan sis pek izin vermedi. Hava biraz daha iyi olsaydı fotoğraflar çekecektim. Biraz da arkadaşlarla zaman geçirdikten sonra yine sevgilimin favori yemeklerinden olan arap köfte yedik Numan Usta'da. Köfteler tam anlamıyla muazzamdı, tam benim istediğim gibi bol baharatlı ve acılı.
Ardından sevgilimin çocukluğunukn pastanesi olan İstanbul Pastanesi'nde sahlep içtik. İstanbul Pastanesi'ne bayıldım diyebilirim. üçücük mekanda onca insanı ağırlayıp oldukça da memnun ayrılmalarını sağlıyorlar. İçeride huzurlu bir ortamı var, insanın hemen öyle bir mekana sahip olası geliyor.
Diğer günler çoğunlukla Selçuk Üniversitesi'nde SPSS öğrenerek geçse de akşamları bizimdi. Salı akşamı, normalde 17:30'da kapanan Bolu Lokantası'nda etliekmek yedik. "Aman canım, etliekmek işte bizim bildiğimiz kıymalı pide ya da lahmacun" diyenler etli ekmeği bir de Bolu Lokantası'nda yesin. Zaten oraya gittiğinizde siparişi "Bize 1,5 porsiyon Bolu" diye veriyorsunuz...
Çarşamba günkü planım ise Hacı Şükrü'de fırın kebap yemekti fakat zamanımız kalmadığından bir sonraki ziyaretime sakladım...

Kırmızı Ayakkabılarımla Mutluyum!